Doğa Masalları

Kıyıdaki Işık Çiçeği

Dağların arasına saklanmış Yeşilova’da, sabahları güneşten önce uyanan bir dere vardı. Suyunun üzerinde gümüş halkalar oluşur, kıyısındaki söğütler dallarını neşeyle sallardı. Köyde yaşayan Mira, her gün dereye uğrayıp suyun şırıltısını dinlerdi. Ona göre bu ses, dünyanın en güzel şarkısıydı.

Bir ilkbahar sabahı Mira dereye gittiğinde şarkının kesildiğini fark etti. Su, taşların arasından incecik akıyor; bazı yerlerdeyse tamamen duruyordu. Kıyıda susuz kalmış papatyalar başlarını eğmiş, kurbağalar serin gölgeler aramaya başlamıştı. Mira avuçlarını suya daldırdı. Su, eskisi kadar berrak değildi.

“Sana ne oldu?” diye fısıldadı.

Tam o sırada, söğüdün kovuğundan yaşlı bir kirpi çıktı. Sırtında kuru yapraklardan yapılmış küçük bir heybe taşıyordu. Köyde herkes ona Fındık Dede derdi.

“Dere yalnızca yağmurla değil, çevresindeki dostlarıyla da güçlenir,” dedi. “Yukarıdaki yamaçta insanlar piknik yaptıktan sonra çöplerini bırakmış. Yağmur yağınca çöpler dereye sürüklenmiş, suyun yolu da taşlarla ve kırılmış dallarla kapanmış.”

Mira hemen yamaçta çalışan büyüklerin yanına gitmek istedi. Fındık Dede başını salladı.

“Önce ormanın küçük sakinlerini dinle. Her birinin bildiği bir şey var.”

Önce çınar ağacının dallarında yaşayan saksağan Pırıltı ile konuştu. Pırıltı, yukarıdaki patikada parlak teneke parçaları gördüğünü söyledi. Sonra su kenarındaki kunduz ailesine uğradı. Kunduzlar, dere yatağını kapatan dalların arasından suyun geçtiği dar yeri gösterdi. Arılar ise çiçeklerin azaldığını, çünkü bazı insanların kır çiçeklerini kökleriyle birlikte kopardığını anlattı.

Mira, bütün bu bilgileri küçük defterine yazdı. Eve döndüğünde köy meydanında komşularını topladı. Çocuklar ellerine eldiven, büyükler sepet ve kürek aldı. Herkes yamaçta buluştu. Plastik kaplar, cam parçaları ve tenekeler ayrı ayrı toplandı. Kırık dallar dere yatağından çıkarılırken canlı yuvalarına zarar vermemeye dikkat edildi.

Fakat taşların arasında, kimsenin yerinden oynatamadığı kocaman bir kaya vardı. Kaya suyun önünü tamamen kesmişti. Mira üzülerek yere oturdu. O sırada karıncalar sıraya dizilip kayanın çevresindeki toprağı boşaltmaya başladı. Kunduzlar küçük dallarla suya yeni bir yol açtı. Saksağan Pırıltı da köyün demircisinden getirdiği sağlam halatı kayanın etrafına bıraktı. Çocuklar ve büyükler hep birlikte çekince kaya yavaşça yana yuvarlandı.

Birden dere, uzun zamandır tuttuğu nefesi bırakmış gibi çağlayarak akmaya başladı. Çamurlu su önce kahverengiydi, sonra taşların arasından süzülerek duruldu. Kurbağalar sevinçle vırakladı, söğüt dalları suya değdi, papatyalar güneşe doğru yeniden doğruldu.

Ertesi gün Mira, köy meydanına küçük bir tahta tabela dikti: “Suyu bulduğumuz gibi temiz bırakırız. Çiçeği koparmadan sever, canlıların yuvasına saygı gösteririz.” Köylüler bu sözleri yalnızca tabelaya yazmakla kalmadı. Her hafta dereyi ve ormanı birlikte kontrol etmeye, yağmur suyunu boşa akıtmamak için bahçelere küçük su kapları yerleştirmeye başladılar.

Günler sonra, derenin kıyısında daha önce hiç görülmemiş bir çiçek açtı. Yaprakları akşamları hafifçe parlıyor, sabahları üzerine konan çiy damlaları minik yıldızlar gibi ışıldıyordu. Fındık Dede, bunun ormanın teşekkür çiçeği olduğunu söyledi.

Mira çiçeğe dokunmadı. Yalnızca yanına oturup derenin yeniden başlayan şarkısını dinledi. O günden sonra Yeşilova’da herkes şunu öğrendi: Doğa, uzaklarda duran sessiz bir manzara değil, her gün birlikte yaşadığımız büyük bir ailedir. Ailenin küçük bir üyesine uzanan yardım eli, bazen bütün vadinin yeniden nefes almasını sağlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu