Kırk Merdivenli Köyde Yankılanan Ezgi

Gökçeova’nın yamacında, evleri birbirine kırk taş merdivenle bağlanan küçük bir köy vardı. Bu köyde herkes bir işi iyi yapardı: Kimi arı kovanlarını tanır, kimi en güzel pekmezi kaynatır, kimi de yağmurdan önce toprağın kokusunu bilirdi. On bir yaşındaki Narin’in becerisi ise sesleri fark etmekti. Değirmenin dönen taşından, kapı tokmağının tıkırtısından, hatta keçilerin çanlarından bile gizli bir ezgi çıkarabilirdi.
Narin’in babaannesi Saniye Nine, akşamları sedirin üzerine oturur ve ona eski türküler söylerdi. Her türküde bir yolculuk, bir bekleyiş, bir sevinç ya da unutulmaması gereken bir öğüt saklıydı. Saniye Nine, “Türkü yalnızca söylenen söz değildir,” derdi. “Onu söyleyenlerin duygusu, yaşadığı gün ve dinleyenlerin kalbindeki iz de türkünün parçasıdır.”
Bir bahar sabahı köy meydanındaki eski ambar temizlenirken Narin, saman çuvallarının arkasında tozlu bir bağlama buldu. Bağlamanın gövdesinde küçük bir ardıç ağacı resmi, sapında da üç mavi boncuk vardı. Telleri kopmuştu ama Narin onu eline alınca derinden gelen ince bir uğultu duydu. Sanki saz, yıllardır söyleyemediği bir şarkıyı hatırlamaya çalışıyordu.
Narin bağlamayı Saniye Nine’ye götürdü. Nine, boncukları görünce uzun süre sustu. Sonra bunun, köyün eski ozanı Veli Usta’ya ait olduğunu anlattı. Veli Usta, yıllar önce Gökçeova’da yaşanan önemli olayları türkülere dönüştürür, böylece çocuklar büyüdüğünde geçmişi unutmazdı. Fakat onun en sevdiği ezgi, son dörtlüğü tamamlanamadan kaybolmuştu.
“Peki ezginin devamını nasıl bulacağız?” diye sordu Narin.
“Köyün seslerini dinleyerek,” dedi Saniye Nine. “Çünkü bazı türküler kâğıtta değil, insanların hatıralarında yaşar.”
Narin ertesi gün araştırmaya başladı. Önce değirmenci Rauf Amca’ya gitti. Rauf Amca, Veli Usta’nın bir kış günü çocuklara sıcak ekmek dağıtmak için kar fırtınasında değirmene koştuğunu anlattı. Sonra dokumacı Perihan Teyze, ozanın köy kadınlarının imeceyle ördüğü renkli kilimleri görünce nasıl neşeli bir kıta söylediğini hatırladı. Bahçıvan Şevket Dede ise Veli Usta’nın kurak bir yazda, herkesin bahçesine su ulaşsın diye eski arkı onardığını söyledi.
Narin duyduğu her anıyı küçük defterine yazdı. Fakat türkünün sözlerini tamamlamak kolay değildi. Bir gece yıldızların altında bağlamanın tellerini dikkatle gerdi. İlk tel, değirmenin sabrını; ikinci tel, imecenin sıcaklığını; üçüncü tel, suyun paylaşılınca çoğalan sevincini hatırlatıyordu. Narin, duyduğu ezgiyi taklit etmek yerine bu duyguları bir araya getirdi ve kendi sözlerini yazdı:
Bir avuç su, bir sıcak ekmek,Yan yana gelince büyür emek.Gökçeova’nın sesi susmaz hiç,Hatıradır bize söylenen türkü.
Ertesi gün Narin sözlerini Saniye Nine’ye okudu. Nine’nin gözleri parladı ama başını hafifçe salladı. “Güzel,” dedi, “ama bir türkü yalnızca geçmişe bakarsa eksik kalır. Bugünün sesini de içine kat.”
Bunun üzerine Narin köyün çocuklarını topladı. Her birinden Gökçeova’yı anlatan bir ses istedi. Biri yağmurun teneke çatıdaki tıpırtısını, biri kuzuların neşeli meleşmesini, biri de okul zilinden sonra duyulan koşuşturmaca sesini seçti. Narin bu sesleri ezginin arasına serpiştirdi. Böylece Veli Usta’nın yarım kalan türküsü, geçmişten bugüne uzanan canlı bir şarkıya dönüştü.
Şenlik günü meydanda uzun bir sofra kuruldu. Narin bağlamayı kucağına aldı; çocuklar yanında, büyükler çevresinde durdu. İlk notalar yükselince Rauf Amca başını eğip gülümsedi, Perihan Teyze ellerini ritim tutmak için dizlerine vurdu, Şevket Dede ise sessizce mendilini çıkardı. Türkünün son dörtlüğünde herkes kendi sesini buldu. Kimi ekmekten, kimi sudan, kimi dostluktan söz etti.
Şarkı bittiğinde meydan bir an sessiz kaldı. Ardından alkışlar, kahkahalar ve “Bir daha söyleyin!” sesleri duyuldu. Saniye Nine, Narin’in omzuna elini koyarak, “İşte şimdi türkü tamamlandı,” dedi. “Çünkü onu yalnızca sen söylemedin; bütün köy yaşattı.”
O günden sonra Gökçeova’da her çocuk bir büyüğünden eski bir türkü ve o türkünün hikâyesini öğrenmeye başladı. Narin de bağlamayı ambarın karanlığına bırakmadı. Her şenlikte onu meydana çıkardı. Böylece köyün türküleri, geçmişin anılarıyla bugünün neşesini birleştirerek kırk merdivenden aşağı, vadinin bütün evlerine yayıldı.




