Çıngıraklı Ayakkabının Gölgeye Öğrettiği Dans

Uçukova köyünde, evlerin çatılarında renk renk kiremitler, sokakların kenarında ise sabahları şarkı söyleyen papatyalar vardı. Köyün en meraklı çocuğu Lalin, her şeyi dikkatle incelerdi. Karıncaların taşıdığı kırıntıları, rüzgârın savurduğu tüyleri, hatta güneş batarken duvarlarda uzayan gölgeleri bile izlerdi.
Bir akşam Lalin, ninesinin tavan arasını düzenlerken eski bir sandığın içinde tek bir ayakkabı buldu. Ayakkabının burnunda gümüş bir düğme, bağcıklarının ucunda da minicik çanlar vardı. Lalin ayakkabıyı eline alınca çanlar kendi kendine çınladı. Sandığın kapağında şöyle yazıyordu: “Bu ayakkabı yalnızca neşeyle atılan adımları hatırlar.”
Lalin ayakkabıyı sağ ayağına giydi. Sol ayağına da kendi terliğini geçirdi. Tam o sırada ay ışığı pencereden içeri süzüldü ve odanın ortasında parlak bir daire oluşturdu. Lalin merakla dairenin içine bir adım attı. Çanlar şıngırdadı, yer hafifçe titredi.
Ertesi sabah tuhaf bir şey oldu. Lalin güneşin önünde durduğunda yerde gölgesi görünmüyordu. Duvara baktı, yoktu. Ellerini kaldırdı, yalnızca kendisi hareket ediyor, gölgesi ortalıkta görünmüyordu. Lalin önce şaşırdı, sonra gölgesinin geceki parlak daire içinde kalmış olabileceğini düşündü.
Ayakkabının çanları birden üç kez çaldı. Lalin sesin peşinden köyün dışındaki Söğütlük Ormanı’na gitti. Ormanın girişinde, yapraklardan yapılmış şapka takan küçük bir baykuş onu bekliyordu.
“Gölgeni bulmak istiyorsan Ay Dansı’nı öğrenmelisin,” dedi baykuş. “Fakat bu dansın adımları kitaplarda yazmaz. Her adım, içinden gelen güzel bir duyguyla atılır.”
Lalin önce ormanın açıklığında neşeyle zıpladı. Çıngıraklı ayakkabı parladı ama gölgesi dönmedi. Sonra kuşlara yardım ettiği günü hatırlayıp şefkatle eğildi. Gümüş düğme ışıldadı, fakat gölge yine ortaya çıkmadı. Lalin sabırsızlanınca ayakkabı ağırlaştı. Çünkü dans, yalnızca ayaklarla değil, kalple de yapılmalıydı.
Baykuş onu sessiz bir göletin kıyısına götürdü. Suyun yüzeyinde Lalin’in yansıması vardı, ama yanında gölgesi görünmüyordu. Lalin o an gölgesini geri getirmeyi çok istediğini, fakat bunu yalnızca kendisi için değil, gölgesinin de özgürce dans edebilmesi için dilemesi gerektiğini anladı.
“Seni kaybettiğim için üzgünüm,” diye seslendi gölete. “Ama seni bir eşya gibi geri almak istemiyorum. Yeniden yanımda olursan birlikte hareket edelim. İstersen bazen sen önden git, ben seni izleyeyim.”
Bu sözlerle birlikte çıngıraklar yumuşak bir ezgi çalmaya başladı. Lalin sağ ayağıyla bir daire çizdi, sol ayağıyla yere hafifçe dokundu. Neşesini, şefkatini ve sabrını aynı adımda birleştirdi. Ay ışığı göle indi. Suyun içinden ince, koyu renkli bir şekil yükseldi ve Lalin’in ayaklarının yanına süzüldü.
Gölge, Lalin’in hareketlerini aynen taklit etmedi. Önce kendi etrafında döndü, sonra bir kanat gibi açıldı. Lalin gülümsedi ve onun ritmine uydu. Birlikte öyle güzel dans ettiler ki ağaçların yaprakları alkış gibi hışırdadı, baykuş da kanatlarını çırparak tempo tuttu.
Köye döndüklerinde Lalin’in gölgesi yeniden yerindeydi. Ancak o günden sonra gölge bazen Lalin’den bir adım önde yürür, ona çamurlu bir su birikintisini ya da gizlenmiş bir uğur böceğini gösterirdi. Lalin de onu hiç zorlamazdı.
Ayakkabıyı sandığa kaldırmak yerine köy meydanına götürdü. Her akşam çocuklar sırayla giyip kendi güzel duygularıyla dans etmeyi öğrendiler. Kimi cesaretle, kimi merhametle, kimi de kahkahayla adım attı. O günden sonra Uçukova’da sihirli masallar anlatılırken herkes aynı şeyi hatırladı: Gerçek büyü, kendini dinlemeyi ve yanında yürüyenleri özgür bırakmayı bilen kalplerde saklanır.




