Sihirli Masallar

Bulutların Altındaki Mor Saat

Elvan, denizden çok uzakta, tepeleri lavanta kokan küçük bir kasabada yaşardı. Kasabanın en ilginç yeri, herkesin “Unutulmuş Saat Kulesi” dediği eski taş kuleydi. Kulenin saati yıllardır çalışmazdı; yine de her dolunay gecesi, çanından tek bir yumuşak tıkırtı duyulurdu.

Bir akşam Elvan, evinin önünde kitap okurken gökyüzünden mor bir ışık süzüldü. Işık, çimenlerin üzerine yuvarlak bir saat bıraktı. Bu saat ne altından ne de gümüşten yapılmıştı. Kenarları bulut gibi yumuşak, kadranı ise gece göğü kadar lacivertti. Akrep ile yelkovanın yerinde iki küçük yıldız dönüyordu.

Elvan saati eline alınca içinden incecik bir ses yükseldi: “Beni doğru yere götür.”

Çocuk şaşkınlıkla çevresine baktı. Ses, saatten başka hiçbir yerden gelmiyordu. Elvan, mor saati dikkatle cebine koyup Unutulmuş Saat Kulesi’ne doğru yürüdü. Kuleye vardığında taş kapı kendiliğinden açıldı. İçeride, tavandan yere kadar uzanan merdivenler ve duvarlarda parlayan küçük bulut resimleri vardı.

Merdivenlerin başında, başında yıldız biçimli bir şapka bulunan yaşlı bir kadın belirdi. Kadının adı Vespera’ydı. Kuleyi korur, kasabanın zamanı şaşmasın diye her gece çanları dinlerdi.

“Bu saat gökten neden düştü?” diye sordu Elvan.

Vespera gülümsedi, fakat gözlerinde biraz endişe vardı. “Bulutların altında gizli bir kasaba bulunur. Orada insanlar, zamanı küçük cam kavanozlarda saklar. Yıllar önce kasabanın merkezindeki Zaman Çeşmesi kurudu. Şimdi herkes kendi dakikalarını biriktiriyor. Kimse oyun oynamaya, sohbet etmeye ya da başkasına yardım etmeye vakit bulamıyor.”

“Peki mor saat ne işe yarıyor?”

“O, paylaşılmayan zamanı duyabilir. Eğer onu Zaman Çeşmesi’ne götürürsen çeşme yeniden akabilir. Ama bunun için birinin kendi vaktinden gönüllü olarak bir parça vermesi gerekir.”

Vespera, duvardaki bulut resmine dokundu. Resim kabardı, sonra yumuşak bir merdivene dönüştü. Elvan ve Vespera bulutların arasından geçerek gizli kasabaya ulaştılar. Evlerin çatılarında minik saatler, sokaklarda ise rengârenk kavanozlar vardı. Fakat kasaba sessizdi. Çocuklar pencerelerden bakıyor, yetişkinler ellerindeki kum saatlerini sıkıca tutuyordu.

Zaman Çeşmesi kasabanın ortasındaydı. Kurumuş taş oluğunda tek bir damla bile yoktu. Elvan mor saati çeşmenin üzerine yerleştirdi. Saatin yıldızları hızla dönmeye başladı. Bunun üzerine kasabalılar birer birer meydana geldi.

“Benim verecek zamanım yok,” dedi fırıncı. “Ekmeklerimi yetiştirmeliyim.”

“Benim de,” dedi terzi. “Dikişlerim bekliyor.”

Elvan onların ellerindeki kavanozlara baktı. Kavanozlar dakikalarla doluydu, ama hiçbiri açılmıyordu.

O sırada küçük bir çocuk kalabalığın arasından çıktı. Adı Pera’ydı. Elinde, yarısına kadar dolu minicik bir kavanoz tutuyordu.

“Ben bugün kardeşimle ip atlamak için ayırdığım beş dakikayı verebilirim,” dedi.

Elvan şaşırdı. “Ama o dakikaları çok bekliyordun.”

Pera başını salladı. “Evet, ama herkes biraz verirse belki sonra hep birlikte oynayacak daha çok vaktimiz olur.”

Pera kavanozun kapağını açtı. İçinden altın renkli beş ışık yükselip çeşmeye aktı. Ardından fırıncı, terzi ve diğer kasabalılar da kendi kavanozlarından birer parça zaman bıraktılar. Kimi bir dakikasını, kimi bir saatini verdi. Mor saatin yıldızları parladı ve çeşmenin taş oluğundan berrak, ışıklı bir su akmaya başladı.

Çeşmeden akan su kasabanın sokaklarına yayıldıkça kavanozların kapakları açıldı. İnsanlar birbirleriyle konuşmaya, çocuklar meydanda oyun kurmaya başladı. Fırıncı, herkese sıcak çörekler dağıttı. Terzi, Pera’nın kardeşine rengârenk bir uçurtma dikti.

Vespera, mor saati Elvan’a uzattı. “Artık bu saat senin. Zamanı durduramazsın, ama onu nasıl kullanacağını seçebilirsin.”

Elvan saati kasabasına götürdü. O günden sonra Unutulmuş Saat Kulesi’nin çanı her akşam iki kez çaldı. İlk çan çalışmayı, ikinci çan ise sevdiklerine vakit ayırmayı hatırlattı. Elvan da mor saati yalnızca zor günlerde çıkarıp bakardı. Çünkü saatin yıldızları, en parlak ışığın paylaşılan zaman olduğunu gösterirdi.

İşte bu yüzden, eski sihirli masallar arasında anlatılan en güzel derslerden biri hâlâ şudur: Bir dakikayı paylaşınca zaman azalmaz; iyilikle çoğalır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu