Aslan Masalları

Aslanın Sessiz Davuluyla Gelen Bahar

Uzak tepelerin arasında, taşları gün batımında kızıl renge bürünen Sedefli Vadi uzanırdı. Bu vadide Roka adında genç bir aslan yaşardı. Roka’nın güçlü pençeleri ve gür sesi vardı ama en sevdiği şey yüksek sesle kükremek değildi. O, çevresindeki küçük sesleri dinlemeyi severdi: Çimenlerin arasından geçen karıncanın hışırtısını, uzaklardaki derenin şıpırtısını ve yaşlı söğüdün yaprakları birbirine değdiğinde çıkardığı ince tınıyı.

Her yıl baharın ilk gününde vadinin ortasındaki Yankı Kayası’na üç güneş ışığı düşer, ardından toprağın altından tatlı bir melodi yükselirdi. Bu melodi duyulunca çiçekler açar, arılar çalışmaya başlar, kuşlar yuvalarını yumuşak otlarla doldururdu. Fakat o yıl güneş yükseldiği hâlde Yankı Kayası sessiz kaldı. Tomurcuklar kapalı, dere durgun, kuşlar da şaşkındı.

Vadide yaşayanlar kayalığın çevresinde toplandı. Çizgili sırtıyla bilinen zebra Nara, “Belki kayaya daha güçlü vurmalıyız,” dedi. Keçi Badem, “Belki hep birlikte bağırırsak bahar bizi duyar,” diye ekledi. Herkes farklı bir öneri sundu. Roka ise kayanın üzerine eğilip uzun süre bekledi. Önce hiçbir şey işitmedi. Sonra taşın derinliklerinden, çok hafif bir tık sesi geldi.

Roka, “Kaya susmuyor,” dedi. “Bize çok küçük bir işaret gönderiyor.”

Bu söz üzerine bazı hayvanlar güldü. Çünkü Roka’nın kükremesi vadinin öteki ucundan duyulurdu; onun minicik bir sesi ciddiye alması tuhaf görünüyordu. Yine de Roka, kayanın çevresindeki toprağı dikkatle inceledi. Bir köşede gümüş renkli üç küçük çizgi fark etti. Çizgiler, kurumuş sazlıkların arasına doğru uzanıyordu.

Roka, Nara ve Badem izleri takip ettiler. Sazlıkların sonunda, içi boş bir söğüt gövdesi buldular. Gövdenin içinde yuvarlak, parlak bir tohum duruyordu. Tohumun üzerinde güneş biçiminde ince bir kabartma vardı. Roka kulağını yaklaştırınca içeriden düzenli bir ses duydu: tık, tık, tık.

“Bu, bahar melodisinin kalbi olmalı,” dedi Nara.

Ancak tohumu yerinden çıkaramıyorlardı. Badem boynuzlarıyla itti, Nara toynaklarıyla toprağı eşeledi. Roka da pençelerini dikkatle uzattı ama tohum, söğüdün köklerine sımsıkı sarılmıştı. Tam o sırada yaşlı kaplumbağa Vira yanlarına geldi. “Bazı şeyler güçle değil, doğru ritimle açılır,” dedi. “Kaya ne duyduysa, tohum da onu bekliyor olabilir.”

Hayvanlar sessizce dinlemeye başladılar. Roka önce vadinin seslerini birbirinden ayırdı. Derenin üç damlası düşüyor, rüzgâr iki kez sazlara dokunuyor, uzaktaki ağaçkakan bir kere gagasını vuruyordu. Bu seslerin ardından söğüt gövdesinden yine üç küçük tık geldi. Roka, kayanın işaretlerini hatırladı ve pençesiyle toprağa aynı ritmi vurdu: üç yavaş dokunuş, iki bekleyiş, bir hafif dokunuş.

Bir süre hiçbir şey olmadı. Sonra tohumun çevresindeki kökler gevşedi. İçinden inci beyazı bir ışık süzüldü. Roka bu kez kükremedi; Nara’nın toynak vuruşlarına, Badem’in boynuzuyla çıkardığı yumuşak sese ve Vira’nın kabuğuna vuran yağmur damlasına uyum sağladı. Dört farklı ses birleşince söğüt gövdesi derin bir nefes almış gibi titredi. Tohum havaya yükselip Yankı Kayası’na doğru süzüldü.

Tohum kayaya değdiğinde vadinin içinden berrak bir ezgi yayıldı. Önce tek bir nota duyuldu, sonra nota çoğaldı; dere şırıldadı, kuşlar ötmeye başladı, kapalı tomurcuklar birer birer açıldı. Sarı çiçekler taşların arasına serildi. Arılar vızıldayarak yuvalarından çıktı. Bahar, büyük bir gürültüyle değil, herkesin sesini bulduğu sakin bir uyumla gelmişti.

O günden sonra Sedefli Vadi’de her bahar başlangıcında bir Dinleme Şenliği düzenlendi. Roka şenliğin yöneticisi olmadı; en önde de durmadı. Herkesin duyulabilmesi için ortada geniş bir sessizlik alanı bıraktı. Vadide yaşayanlar, güçlü olmanın her zaman en yüksek sesi çıkarmak anlamına gelmediğini öğrendiler. Bazen en önemli yol gösterici, ancak dikkatle dinleyenlerin fark edebileceği küçücük bir tıkırtıydı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu