Orman Masalları

Çınarların Arasında Saklanan Sabah Ezgisi

Güneş, Yosunlu Tepe’nin ardından yeni yükselirken orman her zamanki gibi uyanmaya hazırlanıyordu. Fakat o sabah bir tuhaflık vardı. Kuşlar ötmek için gagalarını açıyor, dereler şırıldıyor, yapraklar hışırdıyordu ama ormanın sabah ezgisi bir türlü başlamıyordu.

Bu ezgi, her gün farklı seslerin birleşmesiyle oluşurdu. Önce yaşlı çınar dallarını hafifçe sallardı. Ardından saksağanlar gümüş gibi parlayan notalar ekler, sincaplar kozalakları tıkırdatır, kurbağalar su kıyısında ritim tutardı. En son da uzaklardaki bülbül, ezginin en parlak sesini söylerdi. Ormandaki herkes bu şarkıyla güne neşeyle başlardı.

Meraklı bir kirpi olan Pırpır, sessizliği fark edince yuvasından çıktı. Minik burnunu havaya kaldırıp etrafı kokladı. Çimenlerde gece çiyinin serin kokusu, eğrelti otlarında toprak kokusu vardı. Fakat alışık olduğu o tatlı melodi yoktu.

“Belki sabah ezgisi bir yerde yolunu şaşırmıştır,” diye düşündü. “Onu bulmalıyım.”

Pırpır önce yaşlı çınarların bulunduğu açıklığa gitti. Yerdeki izleri dikkatle inceledi. Tavşanların yuvarlak ayak izleri dereye doğru uzanıyor, bir karacanın ince izleri böğürtlen çalılıklarının yanında bitiyordu. Çınarın dibinde ise küçük, kıvrımlı çizgiler vardı. Bu izler ne kuşa ne sincaba ne de kurbağaya benziyordu.

İzleri takip ederken karşısına Bilge Baykuş çıktı. Baykuş, kanatlarını ağır ağır açıp kapattı.

“Sabah ezgisini mi arıyorsun?” diye sordu.

“Evet. Herkes sessiz bekliyor.”

“Sesleri yalnızca kulaklarınla değil, ormanın işaretleriyle de dinle,” dedi Bilge Baykuş. “Ağaçların gövdeleri, yosunların yönü ve kırılmış dallar sana doğru yolu gösterebilir.”

Pırpır teşekkür edip yeniden yola koyuldu. Çınar gövdelerindeki yosunların daha koyu olduğu tarafa ilerledi. Kısa süre sonra rüzgârın değmediği, genç fidanlarla çevrili dar bir patikaya ulaştı. Burada yapraklar yere serilmiş yumuşak bir halı gibiydi. Bir dalın üzerinde minicik tüyler, toprağın üzerinde de yuvarlak tohum kabukları vardı.

Derken çalılıkların ardından ince bir ses duyuldu:

“Tiiin… tiiin…”

Bu, ezginin kayıp parçasına benzeyen bir sesti. Pırpır sesin peşinden gidince küçük bir açıklık gördü. Açıklığın ortasında, dalları yere kadar eğilmiş genç bir ıhlamur ağacı duruyordu. Ağacın altındaki çukura minik bir serçe düşmüş, kanadına dolanan sarmaşığı çözmeye çalışıyordu. Serçenin adı Misket’ti. Korkmuştu ama canı yanmıyordu.

“Seni çıkaralım,” dedi Pırpır. “Yalnız değilsin.”

Pırpır sarmaşığın düğümünü dişleriyle gevşetmeye çalıştı. O sırada iki sincap kuru dallar getirdi, kunduz Kütükçü yakındaki dereden yumuşak söğüt lifleri taşıdı. Bilge Baykuş da dalların gölgelerini kullanarak düğümün en kolay çözülecek yerini gösterdi. Hep birlikte çalışınca sarmaşık çözüldü ve Misket özgürce kanat çırptı.

Misket havaya yükselir yükselmez o ince sesi yeniden çıkardı:

“Tiiin… tiiin…”

Pırpır birden anladı. Sabah ezgisi kaybolmamıştı. Ezginin en parlak sesi, yardım isteyen Misket’in korkusu yüzünden susmuştu.

Hep birlikte büyük açıklığa döndüler. Misket çınarın en yüksek dalına kondu. Yaşlı çınar dallarını salladı, yapraklar usulca fısıldadı. Sincaplar kozalakları ritimle tıklattı, kurbağalar dere kenarında neşeli sesler çıkardı. Tavşanlar kuru otlara hafifçe vurarak tempoya katıldı. Sonunda Misket, sabahın parlak notasını söyledi.

Orman bir anda müzikle doldu. Güneş ışıkları dalların arasından süzülüp yerde altın lekeler oluşturdu. Kelebekler bu lekelerin üzerinde dans etti, çiçekler rüzgârla başlarını salladı. Pırpır ise herkesin farklı bir ses taşıdığını, fakat gerçek ezginin ancak dayanışmayla tamamlandığını öğrendi.

O günden sonra orman sakinleri sabahları yalnızca şarkı söylemedi. Her gün önce birbirlerini dinlediler. Çünkü en güzel orman masalları, birinin sesini kaybettiği anda diğerlerinin onu bulmasına yardım ettiği zaman yazılırdı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu