Fantastik Masallar

Pera ile Ayışığı Tohumlarının Sırrı

Uzaklardaki Veyluna ülkesinde geceler, gökyüzünden süzülen gümüş ışıkla aydınlanırdı. Bu ışık, Ay Bahçesi’nde yetişen minicik tohumlardan doğardı. Her akşam gökkuşağı renkli kelebekler bu tohumları bulutların üzerine bırakır, yıldızlar da onların parlamasına yardım ederdi. Veyluna’da yaşayan çocuklar, fantastik masallar dinleyerek büyür; fakat hiçbiri ayışığının bir gece ansızın azalacağını düşünmezdi.

On bir yaşındaki Pera, tepedeki rüzgâr değirmeninin yanında yaşayan meraklı bir kızdı. En yakın arkadaşı, konuşurken kulaklarından renkli kıvılcımlar çıkaran küçük bir gök sincabıydı. Pera ona Zıpır adını vermişti. Bir akşam, ülkenin üstündeki gökyüzü her zamankinden daha karanlık göründü. Ay Bahçesi’nin tohumları solmuş, kelebekler yuvalarından çıkamaz olmuştu.

Veyluna’nın Bilge Bekçisi, gümüş dürbününü göğe çevirip endişeyle başını salladı. “Ayışığı Tohumu’nun ana parıltısı kaybolmuş,” dedi. “Onu bulamazsak geceler uzar, bahçeler uykusundan uyanamaz.” Bekçi, tohumun bulutların ardındaki Yankı Mağarası’na sürüklendiğini tahmin ediyordu. Ancak mağaranın kapısı yalnızca içten gelen bir iyilik sözüyle açılabilirdi.

Pera hemen yola çıkmak istedi. Bilge Bekçi ona yıldız ipliğinden örülmüş bir pelerin, üç avuç parıldayan tuz ve yön gösteren bir tüy verdi. Zıpır da kuyruğuna küçük bir çan bağlayıp onunla birlikte yürüdü. İkili, bulut merdivenine vardığında ilk basamak yerinden kıpırdamadı. Pera, “Bizi taşımasını emret,” diye düşünmek yerine basamağın kenarındaki çatlağa biraz parıldayan tuz serpti. Bulut merdiveni yumuşadı ve ikisini yukarı kaldırdı.

Bulutların üzerinde, rüzgârla yuvarlanan bir kasaba vardı. Evler balonlara, yollar ise ince sis şeritlerine bağlıydı. Kasabanın sakinleri, uçuşan kurdeleleri toplamaya çalışan minik gök insanlarıydı. Pera, onları izlerken yaşlı bir gök insanının sepetinin devrildiğini gördü. Kendi yolculuğunu geciktirme pahasına bütün kurdeleleri topladı. Yaşlı gök insanı teşekkür ederek ona bir cümle verdi: “Işık, kendine saklanınca küçülür; paylaşıldığında yolunu bulur.”

Bu söz, Pera’nın pelerininde parlak harflerle belirdi. Bir süre sonra Yankı Mağarası’nın önüne geldiler. Kapı, taş bir yüz gibi onları süzüyordu. Pera kapıya dokunup yaşlı gök insanının sözünü söyledi. Mağara açıldı, fakat içeride birbirinin aynısı yüzlerce yol uzanıyordu. Zıpır’ın kulaklarındaki kıvılcımlar hangi yola baksa sönüyor, sonra başka bir yolda yanıyordu.

Pera, yolların en parlak olanını seçmek yerine karanlıkta kalan küçük patikaya yöneldi. Çünkü mağaranın derinlerinden hafif bir ağlama sesi geliyordu. Patikanın sonunda, mavi bir taşın altında titreyen bir ışık buldu. Bu, Ayışığı Tohumu’nun ana parıltısıydı. Onu saklayan bir gölge yaratığı vardı; yaratık kötü değildi, yalnızca bütün ışıkların kendisini terk edeceğinden korkuyordu.

Pera, “İstersen seni de yanımıza alabiliriz,” dedi. “Ay Bahçesi’nde herkes için bir yer var.” Gölge yaratığı önce inanamadı. Zıpır kuyruğundaki çanı çıkarıp ona uzattı. “Karanlıkta da ses duyulur,” dedi. Gölge yaratığı çanı kabul edince mağaranın duvarları yumuşak bir ışıkla parladı. Ana parıltı, Pera’nın ellerinde sıcak bir tohuma dönüştü.

Üç yol arkadaşı Veyluna’ya döndüğünde gökyüzü hâlâ karanlıktı; fakat Pera tohumu Ay Bahçesi’ne ekti. Gölge yaratığı toprağı örttü, Zıpır da çanını çaldı. O anda tohumdan uzanan ışık dalları bütün göğe yayıldı. Kelebekler yeniden uçtu, yıldızlar parladı ve geceler eski huzuruna kavuştu.

O günden sonra gölge yaratığı bahçenin bekçisi oldu. Pera ise her akşam çocuklara ışığın yalnızca parlamakla değil, paylaşmakla büyüdüğünü anlattı. Veyluna’da biri zor durumda kaldığında herkes küçük bir ışık getirirdi. Küçücük ışıklar birleşince, en uzun gece bile sabaha dönüşürdü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu