Kısa Hikayeler

Kum Saatinin İçindeki Küçük Bahar

İncirlik kasabasında herkesin bildiği, fakat kimsenin sırrını çözemediği eski bir saat vardı. Saat, belediye binasının önündeki taş kemerin altında dururdu. Yuvarlak yüzünde akrep ile yelkovan yoktu; onun yerine iki cam haznenin arasında incecik altın kumlar akardı. Ne var ki bir sabah kumlar durdu. O günden sonra kasabada hiçbir saat doğru zamanı gösteremedi.

Fırıncı ekmeği erken çıkarıyor, okulun zilini bekleyen çocuklar teneffüsü kaçırıyor, güvercinler bile ne zaman yuvalarına döneceklerini şaşırıyordu. Kasabanın saat ustası Rıza Dede, saat kulesinin içini defalarca incelemiş, ama sorunu bulamamıştı.

On yaşındaki Ece, Rıza Dede’nin yanına gidip, “Belki saat bozulmamıştır da biz onu dinlemeyi unutmuşuzdur,” dedi.

Rıza Dede gülümsedi. “Bunu söyleyen ilk kişi sensin. Saatin içinde, vakti gösteren bir bahar tanesi bulunduğuna dair eski bir inanış var. O taneyi bulmadan kum yeniden akmaz.”

Ece, küçük çantasına bir elma, bir ip ve dedesinin verdiği pirinç büyüteci koydu. Saatin altındaki gizli kapağı açınca daracık bir merdiven gördü. Merdiven, binanın içine değil, sanki zamanın kıvrıldığı başka bir yere uzanıyordu. Ece cesaretle aşağı indi.

Kumların Ardındaki Yol

İlk odada yüzlerce minik kapı vardı. Her kapının üzerinde bir kelime yazıyordu: “Dün”, “Bugün”, “Yarın”, “Belki” ve “Keşke”… Ece hangi kapıyı açacağını düşünürken, “Bugün” yazılı kapının önünde titreyen bir serçe gördü. Kanadına ince bir ip dolanmıştı.

Ece kendi ipini kullanıp serçeyi kurtardı. Serçe, sevinçle kanat çırptı ve “Vakit, iyiliği beklemez,” diye cıvıldayarak “Yarın” kapısına kondu. Ece de onun peşinden girdi.

İkinci odada her şey ağır ağır hareket ediyordu. Havaya atılan bir tüy dakikalar sonra yere düşüyor, Ece’nin söylediği sözler odanın öbür ucuna ancak uzun bir süre sonra ulaşıyordu. Ortada, çatlamış bir su kabının başında yaşlı bir kaplumbağa bekliyordu.

“Kabım kırıldı,” dedi kaplumbağa. “Suya ulaşmak için yol uzun, ama acele edersem yönümü şaşırırım.”

Ece önce onunla birlikte yavaşça ilerledi. Sonra çantasındaki elmayı ikiye bölüp bir parçasını kaplumbağaya verdi. Kaplumbağa elmayı yerken Ece, yerdeki küçük taşları yan yana dizerek suya kadar bir yol yaptı. Kaplumbağa bu yoldan ilerleyince odadaki ağır hava hafifledi. Duvarın üzerinde gizli bir pencere açıldı.

Pencereden içeri sıcak, yeşil bir ışık süzülüyordu. Ece ışığı izleyerek üçüncü odaya geçti. Burası minicik bir bahçeydi. Toprağın ortasında tek bir tohum duruyor, çevresindeki kuru yapraklar fısıldaşıyordu.

“Bahar tanesi burada,” dedi yapraklardan biri. “Ama onu yalnızca beklemeyi bilen biri uyandırabilir.”

Beklemenin Şarkısı

Ece tohumu hemen kazıp çıkarmak istedi. Fakat bahçenin köşesinde, üzerinde “Sabır” yazan bir taş gördü. Taşın yanına oturdu. Önce beş dakika bekledi. Sonra on dakika… Hiçbir şey olmadı. Ece sıkılmaya başlayınca toprağın içindeki küçücük sesleri fark etti: Bir kök su arıyor, bir böcek yaprağın altına yuva kuruyor, uzaklarda bir damla tavana düşüyordu.

Ece sessizce dinledi. Bir süre sonra tohumun çevresinde ince bir çatlak oluştu. İçinden yeşil bir filiz çıktı; filizin ucunda, gün ışığı gibi parlayan minicik bir tanecik vardı. Ece onu avucuna alınca bahçedeki bütün kuru yapraklar taze çimenlere dönüştü.

Serçe, kaplumbağa ve ışıklı bahçe Ece’ye teşekkür etti. Ece bahar tanesini dikkatle saat kulesine taşıdı. Rıza Dede, taneyi iki cam haznenin arasındaki küçük yuvaya yerleştirdi. Önce tek bir kum tanesi düştü. Ardından ikincisi, üçüncüsü… Derken altın kumlar yeniden akmaya başladı.

Kasabadaki saatler düzeldi. Fırıncı ekmeğini tam vaktinde pişirdi, çocuklar okul zilini duydu, güvercinler yuvalarına huzurla döndü. Fakat Ece, saatin artık yalnızca zamanı göstermediğini fark etti. Camın içinde küçük bir serçe, yeşil bir filiz ve sabırla bekleyen bir kaplumbağa görünüyordu.

O günden sonra İncirlik’te biri acele ettiğinde Rıza Dede onu saatin önüne götürürdü. Ece ise gülümseyerek şöyle derdi: “Zaman bazen koşarak değil, iyiliğe yer açarak ilerler.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu