Köpek Masalları

Kuyruğunda Saklanan Kuzey

Çınarkıyı kasabasında herkes yolunu bilirdi. Fırına gidenler kırmızı kiremitli duvarı, göle gidenler üç dallı söğüdü, tepeye çıkanlar da eski değirmenin gölgesini izlerdi. Fakat kasabanın en iyi yön bulucusu, dört patisi ve kıvrık kuyruğuyla yaşayan Çakıl’dı.

Çakıl, tüyleri bal rengi, kulakları biri dik, diğeri hafifçe yana yatık neşeli bir köpekti. Her sabah kasabanın sokaklarını dolaşır, postacının çantasını taşır, fırıncıya düşen ekmekleri toplar, okul bahçesinde unutulan oyuncakları sahiplerine götürürdü. En çok da farklı kokuları birbirinden ayırmayı severdi. Ona göre her evin, her ağacın, hatta her gülümsemenin kendine özgü bir kokusu vardı.

Bir gün Çınarkıyı’nda büyük bir telaş başladı. Kasabanın meydanında duran yön taşı yerinden kaybolmuştu. Bu taş, dört tarafında güneş, yağmur, kar ve çiçek işaretleri bulunan yuvarlak bir kayaydı. Yıllar önce gezgin bir taş ustası tarafından bırakılmış, kasabalılara yolları göstermişti. Taş olmayınca herkes birbirine başka bir adres tarif ediyor, çocuklar oyun alanını, yaşlılar çeşmeyi bulmakta zorlanıyordu.

Belediye görevlisi Rauf Bey, meydandaki izleri inceledi ama sonuç alamadı. Çakıl ise burnunu yere yaklaştırdı. Taşın çevresinde toprak, kuru nane ve ıslak tahta kokusu vardı. Bu kokular onu kasabanın dışındaki eski değirmen yoluna götürdü. Çakıl hemen koşmadı. Önce fırıncı Leman Hanım’ın devrilen sepetini kaldırdı, sonra yolda takılı kalan küçük bir kaplumbağayı çimenlere bıraktı. Her iyilikten sonra kuyruğu biraz daha hızlı sallanıyordu.

Değirmen yolunun sonunda Çakıl, kırık bir el arabası buldu. Tekerlerinden birine yön taşının yuvarlak kenarından küçük bir toz bulaşmıştı. El arabası, kasabanın dışındaki eski seraya gidiyordu. Çakıl seranın kapısına vardığında içeriden hafif bir tıkırtı duydu. Kapıyı burnuyla itti ve karşısında bahçıvan Suna Teyze’yi gördü. Suna Teyze, taşın yanında oturmuş, onu temizlemeye çalışıyordu.

“Taşı ben almadım, Çakıl,” dedi Suna Teyze. “Dün gece şiddetli yağmur yağınca taşın altındaki toprak çöktü. Taş yuvarlanıp seraya kadar geldi. Onu yarın meydandaki yerine götürecektim ama tek başıma kaldıramadım.”

Çakıl, taşın üzerine patisini koydu. Taşın içinden ince bir sıcaklık yayıldı. Dört işaret birer birer parladı; fakat taş yerinden kıpırdamadı. O sırada Çakıl’ın aklına kasabadaki herkes geldi. Fırıncı, postacı, çocuklar, bahçıvan ve Rauf Bey… Belki de taşın yön göstermesi için yalnızca bir kişinin gücü yetmiyordu.

Çakıl havlayarak kasabaya döndü. Önce Rauf Bey’i seraya götürdü. Ardından Leman Hanım, postacı Veli, okulun öğretmeni Duru Hanım ve çocuklar da onlara katıldı. Herkes eline bir ip, bir tahta ya da bir kürek aldı. Kimse birbirine “Ben bilirim,” demedi. Biri taşı destekledi, biri yolu düzeltti, biri de taşın yuvarlanacağı yere yumuşak çuvallar serdi.

Güneş batmadan yön taşı yeniden meydana ulaştı. Kasabalılar taşı yerine koyduklarında bütün işaretler ışıldadı. Üstelik taşın ortasında daha önce hiç görülmemiş küçük bir pati şekli belirdi. Rauf Bey, bunun Çakıl’ın cesaretine bir teşekkür olduğunu söyledi. Çakıl ise yalnızca dilini çıkarıp kuyruğunu salladı; çünkü ona göre en güzel yön, herkesin birlikte ilerlediği yöndü.

O günden sonra Çınarkıyı’nda kimse kaybolmaktan korkmadı. Kasabalılar yeni bir gelenek başlattı: Her ayın ilk sabahı, birbirlerine yardım ederek bir yolu birlikte tamamladılar. Çakıl da meydandaki taşın yanında uyumayı seçti. Ne kuzeyi ne güneyi bekliyordu. Onun kuyruğunda saklanan gerçek yön, iyiliğe doğruydu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu