Köpek Masalları

Çiy Damlasını Saklayan Köpek

Güneş, Akasyaova köyünün kiremit çatılarında altın rengi bir çizgi bırakırken Boncuk gözlerini açtı. Boncuk, kulaklarından biri dik, diğeri hafifçe yana düşen, neşeli bir köpekti. Her sabah köy meydanındaki taş çeşmeye gider, suyun şıpırtısını dinlerdi. Fakat o gün çeşmeden tek bir damla bile akmıyordu.

Boncuk önce çeşmenin çevresini kokladı. Taşların arasında kurumuş yapraklar, eski bir düğme ve kıvrılmış sarı bir ip buldu. Sonra başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Bulutlar uzaklarda, ince beyaz tüyler gibi süzülüyordu. Köyün değirmencisi Rıza Amca, çeşmenin başına geldiğinde içini çekti.

“Bu çeşme, yıllardır tepedeki Pınar Kayası’ndan beslenirdi,” dedi. “Son günlerde su yolu sessizleşti. Hepimiz kendi işlerimize dalınca onu dinlemeyi unuttuk galiba.”

Boncuk kuyruğunu salladı. Çeşmenin suyunu geri getirmeye karar verdi. Yanına köyün meraklı keçisi Zilli’yi, ağırkanlı kaplumbağa Narin’i ve ağaçların arasından her şeyi gören saksağan Parıltı’yı aldı. Dördü, tepeye çıkan patikaya doğru yola koyuldu. Boncuk önden gidiyor, arkadaşları geride kalmasın diye sık sık dönüp onları bekliyordu.

Taşların Arasındaki Söz

Patikanın ortasında üç yol ayrıldı. Birinci yol böğürtlen çalılarının arasına, ikinci yol eski bir köprüye, üçüncü yol ise sessiz bir taşlığa uzanıyordu. Parıltı yukarı uçup yolları inceledi ama suyun izini göremedi. Narin, taşlıktaki küçük izlere bakarak “Buradan geçen bir şey, toprağı nemlendirmiş,” dedi.

Boncuk burnunu yere yaklaştırdı. Çok hafif bir serinlik hissetti. Taşlığa girdiklerinde, iri bir kayanın altında sıkışmış incecik bir su yolu buldular. Suyun önünü sivri taşlar, kuru dallar ve parlak kurdele parçaları kapatmıştı. Zilli hemen dalları çekmeye başladı. Boncuk taşları patileriyle itti. Narin de küçük gövdesini araya sokup gevşeyen toprağı kenara taşıdı.

Tam o sırada yukarıdan yumuşak bir ses geldi. Yaşlı bir dağ keçisi, kayanın üstünde duruyordu. “Bu su, acele edenlere değil, dikkat edenlere yol verir,” dedi. “Her yıl köy halkı buraya gelir, pınarın başına bir iyilik sözü bırakırdı. Sonra sözler unutuldu, kurdeleler rüzgârla savruldu, yol da kapandı.”

Boncuk başını eğdi. Köye döndüklerinde herkese olanları anlattılar. Köylüler şaşırdı; çünkü çoğu, çeşmenin yalnızca taşlardan ve sudan oluştuğunu sanıyordu. Oysa çeşme, yıllardır insanların birbirine verdiği güzel sözlerle de besleniyordu. Rıza Amca, “Ben her hafta yalnız yaşayan komşulara ekmek götüreceğim,” dedi. Fırıncı Suna, okul çocuklarına sıcak çörek dağıtacağına söz verdi. Çocuklar da köy meydanını temizleyip ağaçları sulamayı üstlendi.

Çeşmenin Yeni Türküsü

Ertesi sabah herkes tepeye çıktı. Boncuk, yolu bulduğu kayanın önünde bekledi. Köylüler kuru dalları topladı, taşları yerinden kaldırdı ve kurdeleleri ağaçlara bağlamak yerine küçük bir sepete koydu. Herkes verdiği iyilik sözünü bir yaprağa yazıp pınarın yanındaki yaşlı çınarın dallarına astı.

Son yaprak asıldığı anda kayanın altından önce ince bir “tık” sesi duyuldu. Ardından berrak su, taşların arasından kıvrılarak aşağıya aktı. Su çoğaldıkça pınarın sesi de güçlendi; sanki dağ, uzun zamandır söyleyemediği bir şarkıya yeniden başlamıştı. Çeşme başına vardığında su, güneş ışığında gümüş boncuklar gibi parladı.

O günden sonra Akasyaova’da her hafta “İyilik Sabahı” düzenlendi. Boncuk, kimin yardıma ihtiyacı olduğunu herkesten önce fark ediyor, ama yaptığı iyiliği hiç öne çıkarmıyordu. Köylüler ona teşekkür etmek için çeşmenin yanına küçük bir tahta kulübe yaptı. Boncuk kulübeyi uyumak için değil, gelen herkesi karşılamak için kullandı.

Yıllar geçse de çeşme hiç susmadı. Çünkü köy halkı şunu öğrendi: Bir iyilik, başka bir iyiliğe yol açtığında küçücük bir damla bile kocaman bir neşeye dönüşür. Boncuk ise her sabah suyun başında oturup kulaklarını dikti. Çeşmenin şarkısını dinlerken kuyruğunu sallıyor, yeni bir güzel sözün dünyaya karışmasını bekliyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu