Kâğıt Kayığın Uğramadığı İstasyon

Elif, ikinci sınıfa giden, meraklı ve dikkatli bir çocuktu. En sevdiği şey, eski dergilerden kâğıt kayıklar yapmaktı. Kayıklarının her birine farklı bir ad koyar, sonra onları su birikintilerinde yüzdürürdü. Bir gün öğretmeni, sınıftan herkesin birlikte hazırlayacağı bir iyilik panosu istedi. Elif, panoya küçük bir kayık resmi çizdi. Kayığın yanına da “Kimse tek başına uzaklara gidemez,” diye yazdı.
Ertesi sabah okulun bahçesinde tuhaf bir şey fark etti. Bahçenin köşesindeki kuru çeşmeden ince, gümüş renkli bir su damlası düşüyordu. Oysa çeşme aylardır akmıyordu. Elif, damlanın yere konunca minicik bir gölcük oluşturduğunu gördü. Hemen defterinden bir sayfa koparıp kayık yaptı. Kayığın içine de iyilik panosundan aldığı renkli bir yıldız çıkartması koydu.
“Umarım yolculuğun güzel geçer,” dedi ve kayığı gölcüğe bıraktı.
Kayık, suyun üzerinde dönmek yerine toprağın içinden açılan incecik bir kanala girdi. Elif şaşkınlıkla peşinden yürüdü. Kanal, okul duvarının altından geçiyor, sonra da bahçenin arkasındaki çimenlere uzanıyordu. Birkaç adım sonra Elif, daha önce hiç görmediği küçük bir peronla karşılaştı. Peronda tahta bir tabela vardı: Bekleyen Neşeler İstasyonu.
Peronda yalnızca kısa boylu, yuvarlak gözlü bir görevli duruyordu. Görevlinin adı Poyraz’dı. Başında mavi bir şapka, elinde de eski bir düdük vardı. Elif’i görünce gülümsedi ama gülümsemesi hemen söndü.
“Buraya uzun zamandır kimse gelmedi,” dedi Poyraz. “İstasyonumuzun neşe treni çalışmıyor. Çünkü trenin üç vagonundan biri boş kaldı.”
Elif perona baktı. Gerçekten de rayların yanında kırmızı, sarı ve yeşil renkli üç vagon duruyordu. Kırmızı vagonda şarkılar, sarı vagonda oyunlar, yeşil vagonda ise gülümsemeler yazıyordu. Fakat yeşil vagon bomboştu.
“Bir vagon nasıl boş kalır?” diye sordu Elif.
Poyraz, cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. “Yeşil vagon, insanların birbirlerine yaptığı küçük iyiliklerle dolar. Son günlerde herkes acele etmiş, kimse arkadaşının düşen kalemini kaldırmamış, kimse sıradakine yer vermemiş. Böyle olunca gülümsemeler buraya ulaşamamış.”
Elif biraz düşündü. Sonra kâğıt kayığını gösterdi. “Bu kayığın içinde bir yıldız var. Onu vagonun içine koyabilir miyiz?”
Poyraz başını salladı. “Bir yıldız, tek başına yolu aydınlatır ama vagonu dolduramaz. Buraya üç gerçek iyilik gerekir.”
Elif istasyonun çevresinde dolaşmaya başladı. Önce rayların yanında ağır bir çanta taşıyan yaşlı bir yolcu gördü. Çantanın sapı kopmuştu. Elif çantayı birlikte taşımayı teklif etti. Yolcu rahatlayınca yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. O gülümseme yeşil vagona uçup parlak bir yaprağa dönüştü.
Biraz ileride, biletini kaybettiği için üzgün duran bir çocuk vardı. Elif yerdeki otların arasına baktı ve bileti buldu. Çocuk teşekkür edince vagona ikinci bir yaprak kondu. Sonra Poyraz’ın düdüğünün yere düştüğünü fark etti. Düdüğü alıp ona uzattı. Poyraz sevinince üçüncü yaprak da vagonun içine yerleşti.
Birden yeşil vagon ışıkla doldu. İçindeki yapraklar birleşerek kocaman bir gülen yüz oluşturdu. Tren, yumuşak bir “çuf çuf” sesiyle hareket etti. Kırmızı vagon şarkılar söyledi, sarı vagon renkli oyunlar saçtı, yeşil vagon ise geçtiği yerlere neşeli gülümsemeler bıraktı.
Elif, kâğıt kayığını Poyraz’a bırakmak istedi. Fakat Poyraz kayığı ona geri verdi. “Senin okulunda da iyiliklere ihtiyaç var,” dedi. “Bu kayık, yaptığın güzel şeyleri hatırlatsın.”
Elif kanaldan geri döndüğünde okul bahçesi her zamanki gibiydi. Ama o gün sınıfta küçük değişiklikler oldu. Biri arkadaşının kalemini açtı, biri sırayı paylaştı, biri de sessizce üzgün duran arkadaşına “Yanındayım,” dedi. Öğretmen, iyilik panosuna yeni bir başlık yazdı: Gülümsemeyi Yolculuğa Çıkaralım.
O günden sonra Elif her sabah kâğıt kayığına yeni bir yıldız ekledi. İstasyon görünmese de neşe treninin sesini bazen rüzgârın arasından duyuyordu. Böylece Elif, 2. sınıf hikayeleri arasında anlatılacak güzel bir ders öğrendi: Küçücük bir iyilik, hiç beklenmedik bir yerde kocaman bir mutluluğa dönüşebilir.
