Hikaye Oku

Gölün Kıyısında Büyüyen Cümle Ağacı

Uzak tepelerin arasında, sabahları suyun üstünde gümüş renkli halkalar oluşan küçük bir göl vardı. Gölün kıyısında yaşayan Lalin, her gün okuldan dönerken aynı yoldan geçerdi. Çantasındaki deftere gördüğü ilginç şeyleri çizer, aklına gelen güzel cümleleri de yazardı. Lalin’in en sevdiği söz şuydu: “Paylaşılan sevinç, iki kez ışık saçar.”

Bir gün göl kenarındaki sazlıkların arasında daha önce hiç görmediği incecik bir fidan fark etti. Fidanın yaprakları yoktu; dallarında yalnızca küçük, kıvrılmış kâğıt parçaları sallanıyordu. Lalin merakla yaklaştığında kâğıtlardan biri açıldı. Üzerinde, “Bugün seni dinlediğim için mutluyum,” yazıyordu.

Lalin şaşkınlıkla kâğıdı okudu. O anda fidanın tepesinden minik bir ışık düştü ve yeni bir dal uzadı. Kız, bunun sıradan bir fidan olmadığını anladı. Hemen defterini çıkarıp kendi cümlesini yazdı: “Göl, bulutları taşıdığı için çok güzel.” Kâğıdı dala iliştirir iliştirmez fidan biraz daha büyüdü.

Gizli bahçenin sırrı

Ertesi gün Lalin, ağacın sırrını arkadaşlarına anlatmak istedi. Fakat köy meydanında herkes başka bir şeyle meşguldü. Marangoz Rıza Usta kırılan sandalyesini onarıyor, fırıncı Nermin Hanım tezgâhındaki ekmekleri diziyor, küçük Aras ise uçurtmasının ipini çözmeye çalışıyordu.

Lalin önce Rıza Usta’ya yaklaştı. “Yaptığınız sandalyeler, insanların dinlenmesine yardım ediyor,” dedi. Rıza Usta gülümsedi. Sonra Nermin Hanım’a, “Fırından gelen koku, sabahları köyü uyandırıyor,” diye teşekkür etti. En son Aras’ın yanına gidip uçurtmasının ipini çözmesine yardım etti. Aras da “Sen olmasaydın bugün gökyüzünü göremeyecektim,” dedi.

Lalin, bu güzel cümleleri küçük kâğıtlara yazıp ağaca götürdü. Her kâğıt dala konduğunda yeni yapraklar belirdi. Yaprakların üzerinde gümüş harfler parlıyor, rüzgâr estikçe fısıltılar duyuluyordu. Ağaç, köyde söylenen iyilik dolu sözlerle büyüyordu.

Fakat o gece güçlü bir rüzgâr çıktı. Sabah olduğunda ağacın bütün kâğıtları gölün üzerine savrulmuştu. Bazıları suya düşmüş, bazıları sazlıklara takılmıştı. Ağaç yeniden incecik bir fidana dönüşmüş gibiydi. Lalin çok üzüldü. “Demek bütün emeklerimiz boşa gitti,” diye düşündü.

Tam o sırada gölün kıyısında yaşlı bir balıkçı olan Saim Dede belirdi. Lalin’e, “Bir ağacın değeri yalnızca dallarında duran yapraklarla ölçülmez,” dedi. “Onu büyüten suyu, toprağı ve güneşi de unutmamak gerekir. Belki bu kez sözleri ağaca değil, birbirinize taşımalısınız.”

Birlikte söylenen cümle

Lalin ne demek istediğini hemen anladı. Köy meydanına koşup herkese olanları anlattı. Aras sazlıkların arasındaki kâğıtları topladı. Rıza Usta uzun bir sopa yaparak göle düşenleri kıyıya çekti. Nermin Hanım, kâğıtlar kurusun diye fırının yanında sıcak ve güvenli bir yer hazırladı.

Herkes eski cümleleri kurtarmaya çalışırken yeni güzel sözler de söylemeye başladı. “Yardım ettiğin için teşekkür ederim.” “Beni beklediğin için sevindim.” “Bugün yüzümü güldürdün.” Bu sözler köy meydanında çoğaldıkça gölün üzerindeki halkalar genişledi. Suyun içinden yumuşak bir ışık yükseldi ve kıyıdaki fidanın dallarına doğru süzüldü.

Lalin, herkesin önünde tek bir cümle yazdı: “İyilik, sahibine dönmek için yolunu mutlaka bulur.” Kâğıdı dala asınca fidan bir anda büyüdü. Dalları göğe uzandı, yaprakları ay ışığı gibi parladı. Gölün çevresinde rengârenk çiçekler açtı. Ağacın gövdesinde ise kapısı olmayan küçük bir oyuk belirdi.

O günden sonra köylüler, güzel sözlerini yalnızca kâğıtlara yazmadı; birbirlerine söylemeyi de alışkanlık hâline getirdi. Ağaç her bahar biraz daha büyüdü, ama kimse onu sahiplenmedi. Çünkü herkes biliyordu ki bu ağacın kökleri tek bir kişinin kalbinde değil, birlikte iyilik yapan bütün insanların kalbinde yaşıyordu.

Lalin ise defterine son bir not düştü: “Bir hikâye oku ve içindeki güzel cümleyi yanında taşı. Belki senin sözün de bir yerde yeni bir dal büyütür.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu