Prenses Masalları

Yolların Çiçek Açtığı Saray

Uzak tepelerin arasında, yolların her sabah başka bir yere kıvrıldığı Narinova adında bir ülke vardı. Bu ülkede insanlar evlerinden çıkarken kapılarına küçük tahta levhalar asardı. Levhalarda o gün gitmek istedikleri yer yazardı: fırın, okul, pazar ya da dostlarının evi. Çünkü gece boyunca taş yollar yer değiştirir, bazı patikalar uzar, bazıları da çimenlerin arasına saklanırdı.

Narinova’nın sarayında yaşayan Prenses Saye, bu değişken yolları herkesten çok merak ederdi. Saye, gösterişli törenlerden hoşlanmaz; sarayın yüksek penceresinden ülkesini izlemek yerine köyleri gezmeyi, insanların dertlerini dinlemeyi severdi. Bir sabah, sarayın bahçesindeki bütün yolların aynı noktada birleştiğini gördü. O noktada daha önce hiç bulunmayan, gümüş renkli bir kapı duruyordu.

Kapının üzerinde şu sözler yazılıydı: “Beni açan, yalnızca kendisi için yol bulamaz.”

Prenses Saye kapıyı itince kapı sessizce aralandı. İçeride, dallarında yaprak yerine minik yol levhaları bulunan kocaman bir ağaç vardı. Her levhada bir yerin adı yazıyordu; fakat levhalar sürekli yön değiştiriyordu. Ağacın altında, gözlükleri burnunun ucuna kadar inmiş yaşlı bir bahçıvan duruyordu. Adı Pera’ydı.

“Bu, Yön Ağacı,” dedi Pera. “Narinova’daki bütün yollar onun köklerinden doğar. Fakat kökler üç gündür suskun. Eğer yeniden filizlenmezlerse yollar birbirine karışacak ve kimse gitmek istediği yere ulaşamayacak.”

Saye ağacın gövdesine elini koydu. “Kökleri nasıl uyandırabiliriz?”

Pera, bahçenin üç farklı köşesini gösterdi. “Önce paylaşılmamış bir bilgiyi, sonra söylenmemiş bir teşekkürü, en sonunda da bir başkasının seçimine duyulan saygıyı bulmalıyız. Bunlar olmadan yol, yalnızca taşların yan yana dizilmesidir.”

Prenses hemen yola çıktı. İlk köşede, elinde kocaman bir harita tutan değirmenci Varo’yla karşılaştı. Varo, köydeki gizli su kuyusunun yerini bildiği hâlde kimseye söylemiyordu. Suyun yalnızca kendi değirmenine yeteceğini sanıyordu. Saye onu azarlamak yerine kuyunun yerini birlikte işaretlemeyi önerdi. Köylüler kuyudan sırayla su alınca değirmenin önü de boş kaldı, herkes Varo’nun ununu daha kolay taşımasına yardım etti. Paylaşılmış bilgi, toprağın içinden çıkan mavi bir filize dönüştü.

İkinci köşede, küçük bir seranın önünde Mina adında bir çocuk oturuyordu. Mina, komşusu Tavi’nin ona verdiği sağlam tohumları ekmiş, fakat bir kez bile teşekkür etmemişti. Saye, iyiliğin sessizce unutulunca küçülmediğini, ama teşekkürle çoğaldığını anlattı. Mina, Tavi’nin kapısını çalıp içtenlikle teşekkür etti. O anda seranın camlarında altın renkli bir ışık belirdi ve ikinci filiz toprağı yardı.

Üçüncü köşede ise ülkenin en hızlı arabasını yapan Usta Belin vardı. Herkes ondan yarış arabası yapmasını istiyor, fakat Belin sakin ve yavaş ilerleyen bir posta arabası tasarlamak istiyordu. Saye, kendi isteğini dayatmak yerine ustanın neden böyle bir araba istediğini sordu. Belin, uzak köylerde yaşayan yaşlılara mektup ve ilaç götürmek istediğini anlattı. Prenses onun seçimini destekledi. Böylece üçüncü filiz, mor bir çiçek açtı.

Saye üç filizi Yön Ağacı’nın yanına getirdi. Ancak ağaç hâlâ sessizdi. Pera, “Eksik olan son şeyi sen bulmalısın,” dedi. Prenses uzun süre düşündü. Bilgi paylaşılmış, teşekkür söylenmiş, seçimlere saygı duyulmuştu. Sonra kendi kalbine baktı ve gerçeği fark etti: Saye, ülkesindeki herkesin yolunu düzeltmek istemiş, fakat hiç kimseye yardım teklif edip etmediğini sormamıştı.

Prenses ağacın önünde diz çökerek, “Sizin adınıza karar vermek yerine, hangi yola ihtiyacınız olduğunu sizden dinleyeceğim,” dedi. Bu sözlerle köklerin arasından yumuşak bir uğultu yükseldi. Ağaç bir anda çiçeklendi. Çiçeklerin her biri açıldığında, yere renkli bir patika uzanıyordu.

O günden sonra Narinova’da yollar yine her sabah değişti, ama artık kimse bundan korkmadı. İnsanlar birbirine hedefini sormayı, bildiğini paylaşmayı ve başkasının seçimine saygı göstermeyi öğrendi. Prenses Saye ise sarayın en büyük salonunu bir dinleme evine çevirdi. Bu yüzden Narinova’da anlatılan en güzel prenses masalları, bir hükümdarın ne kadar güçlü olduğunu değil, birlikte yürüyen insanların nasıl daha sağlam yollar kurduğunu anlatırdı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu