Kayıp Seslerin Terzisi

Seslerin eksildiği bir kasabada, herkes fısıltıyla konuşur, kuşlar kanat çırparken şarkı söylemeyi unutmuş olurdu. Sabahları çarşı açılır, değirmen döner, çocuklar oyun oynardı; fakat bütün sesler sanki görünmez bir yorganın altına saklanmış gibi kısık çıkardı. Kasabanın en renkli dükkânı ise dar sokağın köşesindeki küçük terzi atölyesiydi. Orada yaşayan Lâl, kumaşlardan elbise değil, insanların hatırlamak istediği güzel duygular dikiyordu.
Lâl’in annesinden kalan eski dikiş kutusunun içinde iğneler, parıltılı iplikler ve ne işe yaradığı bilinmeyen minicik bir yüksük vardı. Her ipliğin farklı bir sesi olduğu söylenirdi. Sarı iplik kahkahayı, mor iplik ninnileri, yeşil iplik ise yağmurdan sonra duyulan ferah kokuyu anlatırdı. Lâl, bu iplikleri yalnızca çok üzgün birinin giysisini onarırken kullanırdı. Çünkü sesleri dikmek, kumaş onarmaya benzemezdi; insanın içindeki düğümü de sabırla çözmek gerekirdi.
Bir öğleden sonra atölyeye, kasabanın en küçük çanını taşıyan Zıpzıp adında bir çocuk geldi. Çanın dili yerindeydi ama çan hiç ses çıkarmıyordu. Zıpzıp, “Yarın Bahar Şenliği var. Çan susarsa herkes şenliğin başladığını nasıl anlayacak?” diye sordu. Lâl çanı kulağına götürdü. İçinden çok uzaktan gelen, incecik bir tıkırtı duydu. Tıkırtı üç kez tekrarlandı ve ardından görünmez bir ip gibi pencereden dışarı süzüldü.
İp, onları kasabanın arkasındaki eski çamaşırhaneye götürdü. Duvarlarda yüzlerce renkli kumaş asılıydı. Bazıları gülüş kadar parlak, bazıları bir annenin sesinden daha yumuşaktı. Ortada, başında kocaman gözlükler bulunan yaşlı bir kadın oturuyordu. Adı Nüveyre’ydi ve yıllar önce kasabanın bütün seslerini korumakla görevliymiş. Ancak bir gün insanlar birbirlerini dinlemeyi bırakınca sesler küsmüş, kumaşların arasına saklanmıştı.
Nüveyre, “Sesler kaybolmadı,” dedi. “Onları duyacak dikkatli kulaklar azaldı. Bahar Şenliği’nde herkes yalnızca kendi neşesini göstermek isterse kasaba daha da sessizleşir.” Lâl, sesleri geri getirmek için ne yapmaları gerektiğini sordu. Nüveyre, dikiş kutusundaki yüksüğü gösterdi. “Üç unutulmuş sesi bulup tek bir kumaşta birleştirin. Biri paylaşmayı, biri özür dilemeyi, biri de teşekkür etmeyi hatırlatmalı.”
Lâl ve Zıpzıp yola çıktı. İlk sesi, pazar yerinde tek başına duran yaşlı manavın sepetinde buldular. Adam, bütün elmalarını satamadığı için üzgündü. Zıpzıp kendi harçlığındaki son parayla iki elma aldı, sonra elmaları yanındaki çocuklarla paylaştı. O anda sepetin içinden küçük bir kahkaha yükseldi. Lâl sarı iplikle bu sesi dikkatlice ördü.
İkinci sesi, yıllardır birbirine küsen iki arkadaşın arasında buldular. Biri diğerinin uçurtmasını yanlışlıkla yırtmış, sonra da gerçeği söylemeye çekinmişti. Lâl, arkadaşlara sessizce beklemelerini söyledi. Zıpzıp cesaretini topladı ve kendi yaptığı kâğıt gemiyi yanlışlıkla ezdiğini anlattı. Bunun üzerine iki arkadaş birbirine baktı. Uçurtmanın onarılabileceğini, kırgınlığın da güzel bir sözle başlayarak iyileşebileceğini fark ettiler. Mor bir iplik, yumuşacık bir “Özür dilerim” sesini yakaladı.
Üçüncü ses en zoruydu. Çünkü onu kimse aramıyordu. Akşam olunca Lâl, kasabanın meydanında bütün gün çalışan fırıncıyı gördü. Kimse onun sıcak ekmeklerini hazırlarken ne kadar yorulduğunu fark etmiyordu. Lâl bir ekmek aldı, gülümseyerek teşekkür etti. Ardından meydandaki herkes fırıncıya minnettarlığını söyledi. Bir anda gökyüzüne ince gümüş sesler yükseldi. Lâl, bu sesi beyaz iplikle kumaşa işledi.
Üç iplik birleşince kumaş ışıldadı. Lâl onu küçük çanın çevresine sardı ve Zıpzıp ipi çekti. Çan öyle berrak çaldı ki çatılardaki serçeler aynı anda ötmeye başladı. Fırıncının küreği ritim tuttu, çocukların kahkahaları sokaklara yayıldı, yıllardır suskun duran çeşme bile şırıldadı. Bahar Şenliği, gösterişli bir törenle değil, insanların birbirini gerçekten dinlemesiyle başladı.
O günden sonra Lâl’in atölyesinde yeni bir tabela asıldı: “Duyulmak isteyen her ses, önce dinlenmeyi bekler.” Kasaba halkı, unutulan sesleri birlikte korudu. Zıpzıp da her şenlikte küçük çanını çaldı; fakat çalmadan önce çevresindeki herkese kulak verdi. Siz de bugün güzel bir hikaye oku diye bu masala kulak verdiyseniz, belki içinizde saklanan minik bir iyilik sesi çoktan uyanmıştır.




