Dini Masallar

Gönüllere Işık Saçan Emanet

Gümüşpınar kasabasında, evlerin pencerelerine akşamları sıcak bir ışık düşerdi. Bu ışığın kaynağı, meydandaki eski kandildi. Kandil, yıllar önce kasabanın büyükleri tarafından yaptırılmış; Ramazan akşamlarında, bayram sabahlarında ve zor günlerde herkese yol göstermişti. İnsanlar onun ışığında buluşur, dualar eder, birbirlerine ikramda bulunurdu.

Bir gün kasabanın imamı Hasan Efendi, meydandaki çocukları yanına çağırdı. Elinde küçük, bakır bir anahtar vardı.

“Bu anahtar,” dedi, “kandilin kapısını açar. Fakat kandili yakmak yalnızca fitili ateşlemek değildir. Onu koruyan kişi, çevresine de iyilik ışığı taşımalıdır.”

Çocuklar birbirine baktı. İçlerinden Zühre, sessizce elini kaldırdı. Zühre, meraklı ve dikkatli bir çocuktu. Büyükannesine yardım eder, komşuların selamını eksik etmezdi.

“Ben kandile göz kulak olabilirim,” dedi.

Hasan Efendi anahtarı ona uzattı. “Öyleyse bunu bir emanet bil. Emanet, sahibine geri verilmek üzere güvenle korunan şeydir. Allah’ın hoşnut olduğu davranışlardan biri de emanete sadık kalmaktır.”

O akşam Zühre kandilin camını yumuşak bir bezle sildi, yağını kontrol etti ve fitilini düzeltti. Kandil, meydanın taşlarına altın renkli bir aydınlık serpti. Zühre, bu görevi yaparken büyük bir sevinç duydu.

Ertesi gün kasabaya uzak bir köyden yaşlı bir yolcu geldi. Uzun yoldan yorulmuştu. Meydandaki çeşmenin kenarına oturdu fakat yanında yiyecek olmadığını fark etti. Zühre bunu görünce evine koştu. Annesinin hazırladığı iki çörekten birini ve bir tas ayranı yolcuya götürdü.

“Bunu kabul eder misiniz?” diye sordu.

Yaşlı adam gülümsedi. “Paylaşılan nimet küçülmez, yavrum. Gönülleri büyütür.”

O gece Zühre kandilin alevinin daha parlak göründüğünü düşündü. Bunun gözlerinin yanılması olduğunu sanıp gülümsedi.

Bir hafta sonra kasabada sert bir rüzgâr çıktı. Meydandaki dükkânlardan birinin çatısı zarar gördü. Esnaf, çatıyı onarmak için tahta ve çivi arıyordu. Fakat herkes kendi eşyasını korumaya çalışıyordu. Zühre, babasının odunluğunda kullanılmayı bekleyen birkaç tahtayı hatırladı. Babasına sordu.

“Bunları komşumuza verebilir miyiz? Çatısı onarılırsa yağmur eşyalarına zarar vermez.”

Babası, kızının düşüncesinden memnun oldu. “Elbette. İyilik, ihtiyaç sahibini bekletmez,” dedi.

Tahtalar götürüldü, komşular el ele vererek çatıyı onardı. Akşam olduğunda esnaf, Zühre’ye küçük bir kese içinde birkaç gümüş para vermek istedi.

Zühre başını salladı. “Ben karşılık beklemedim. Hem babamın tahtalarıydı. Siz de bir gün başka birine yardım edersiniz.”

O sırada Hasan Efendi konuşmayı duydu. “İyilik gösteriş için değil, doğru olduğu için yapılır. Fakat iyiliği hatırlamak da şükretmektir,” dedi.

Günler geçtikçe Zühre, kandili korumanın yalnızca bakım yapmak olmadığını anladı. Bir komşunun kapısını çalmak, yaşlı birinin yükünü taşımak, sofradaki ekmeği bölüşmek ve hata yaptığında özür dilemek de o kandilin ışığını çoğaltıyordu.

Bir akşam anahtarını ararken onu bulamadı. Ceplerine, sandıklara, raflara baktı; anahtar yoktu. Zühre çok üzüldü. Emanete sahip çıkamadığını düşünerek Hasan Efendi’ye gitti ve durumu dürüstçe anlattı.

Hasan Efendi onu azarlamadı. “Doğruyu söylemen, kaybolan anahtardan daha değerlidir. Şimdi birlikte arayalım,” dedi.

Çocuklar ve büyükler meydana toplandı. Herkes elindeki fenerle arama yaptı. Sonunda anahtar, Zühre’nin o gün yardım ettiği esnafın dükkânının önünde bulundu. Zühre, çatıyı onarırken anahtarı cebinden düşürmüş, esnaf da onu fark etmeden taşların yanına bırakmıştı.

Zühre anahtarı alınca derin bir nefes verdi. “Bir daha daha dikkatli olacağım,” dedi.

Hasan Efendi gülümsedi. “Hata yapmak insanlara mahsustur. Önemli olan hatayı saklamamak ve düzeltmek için çabalamaktır.”

O gece kandilin çevresinde bütün kasaba toplandı. Yolcu için sofralar kuruldu, çocuklara hikâyeler anlatıldı, ihtiyaç sahipleri için bir yardım sandığı hazırlandı. Zühre kandilin kapağını açarken içinden yükselen ışık meydanı aydınlattı.

Fakat herkes fark etti ki en parlak ışık kandilden değil, insanların birbirine uzattığı ellerden yayılıyordu. Zühre, emanetin yalnızca bakır anahtar olmadığını anladı. Asıl emanet, iyiliği çoğaltmak ve sahip olunan nimetleri şükürle paylaşmaktı.

O günden sonra Gümüşpınar’da kandil her akşam yandı. Zühre büyüdüğünde anahtarı kasabanın başka bir çocuğuna verdi ve şöyle söyledi: “Işığı korumak istiyorsan önce gönlünü aydınlat. Çünkü güzel davranışlarla parlayan bir kalp, en karanlık yolu bile umutla gösterir.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu