İlginç Masallar

Kırmızı Düğmenin Unuttuğu Renk

Renkliçam kasabasında herkesin bildiği çok ilginç bir kural vardı: Eşyalar, sahipleri onları gerçekten sevdiğinde renklerini değiştirebilirdi. Sevilen bir fincan sabahları bal sarısı olur, özenle bakılan bir bisiklet gök mavisine bürünürdü. Fakat bir pazartesi sabahı kasabadaki bütün renkler ortadan kayboldu. Evler gri, çiçekler beyaz, gökyüzü ise eski bir kâğıt gibi soluk görünüyordu.

On yaşındaki Pera, bu tuhaflığı ilk fark edenlerden biriydi. Penceresinin önündeki mor menekşe bile renksiz kalmıştı. Pera saksıyı eline alıp, “Seni seviyorum,” dedi. Menekşe kımıldamadı. Bunun üzerine Pera, çatı katındaki sandıkları karıştırmaya başladı. Belki renklerin neden gittiğini anlatan bir ipucu bulabilirdi.

En dipte, büyükannesinden kalma eski bir ceketin cebinde küçük bir düğme buldu. Düğme kırmızıydı ama kırmızısı alışılmış bir kırmızı değildi; sanki içinde gün doğumu, nar taneleri ve sobada kızaran kestaneler saklıydı. Pera düğmeye dokunduğu anda düğme konuştu.

“Rengimi kaybettim,” diye fısıldadı. “Beni yıllardır kimse bir şeye dikmedi. Oysa ben yalnızca bir ceketin parçası olmak istemiyorum. Bir işe yaramak istiyorum.”

Pera şaşkınlıktan gözlerini kırpıştırdı. “Seni nereye dikmeliyim?” diye sordu.

“Bunu ben de bilmiyorum. Ancak kasabanın renkleri, kullanılmayı bekleyen şeylerin ardında saklanıyor. Onları bulmak için üç sorunun cevabını öğrenmelisin.”

Üç Tuhaf Soru

İlk soru, meydandaki saat kulesinin gölgesinden geldi: “Bir şey ne zaman gerçekten işe yarar?” Pera uzun uzun düşündü. Kova su taşır, kalem yazı yazar, ip bir şeyi bağlardı. Sonra meydanda ağır torbalar taşıyan yaşlı değirmenciye yardım eden küçük bir çocuğu gördü. Çocuk, torbaları kaldıramıyordu ama değirmenciyi güldürmek için komik yüzler yapıyordu.

“Bir şey, birinin yükünü hafiflettiğinde işe yarar,” dedi Pera.

O anda saat kulesinin gölgesi gümüş rengine döndü ve yere minicik bir ışık düştü. Düğme, Pera’nın avucunda ısındı.

İkinci soru, boş bir müzik dükkânının kapısından yükseldi: “Bir ses, duyulmadan nasıl büyür?” Pera içeride tek bir çalgı bile görmedi. Raflarda yalnızca sessiz kutular vardı. Kapının yanında, konuşmaya çekinen bir kız çocuğu duruyordu. Pera ona adını sordu. Kız önce fısıldadı, sonra cesaretlenip “Lale,” dedi. Pera, bu güzel adı dükkânda yankılanana kadar birlikte tekrarladı. Sessiz kutular birden açıldı ve içlerinden rengârenk melodiler yükseldi.

“Bir ses, başka birine cesaret verdiğinde büyür,” dedi Pera.

Bu kez dükkânın duvarları turuncuya boyandı. Kırmızı düğme ise sevinçle zıpladı.

Üçüncü soru, kasabanın dışındaki taş köprünün altında bekliyordu: “Bir renk kime aittir?” Pera çevresine baktı. Köprüde sarı bir yaprak, mavi bir taş ve yeşil bir yosun vardı. Her biri kendi rengini korumaya çalışıyor, bu yüzden birbirine yaklaşmıyordu. Pera onları yan yana koydu. Yaprak, taş ve yosun birleşince küçük bir gökkuşağı oluştu.

“Renk, onu gören herkesindir,” dedi Pera.

Kasabanın Yeniden Boyanışı

Üçüncü cevap söylenir söylenmez gökyüzü maviye, evler kendi eski renklerine kavuştu. Fakat Pera’nın menekşesi hâlâ beyazdı. Kırmızı düğme usulca sordu: “Beni nereye dikeceksin?”

Pera, kasabanın ortasındaki ortak kumaş çadırına gitti. Çadır, yağmurda herkesi koruyor ama bir köşesi yırtık olduğu için rüzgâr alıyordu. Pera düğmeyi o yırtığın kenarına dikti. Düğme yerine oturunca kumaş parladı ve çadırın üzerine kızıl bir güneş şekli yayıldı.

O günden sonra çadır, yalnızca yağmurdan korunulan bir yer olmadı. Kasabalılar orada birbirlerine yardım etti, çocuklar yeni oyunlar öğrendi, sessiz kalanlar cesaretle konuştu. Pera’nın menekşesi de akşamüstü yeniden mora döndü.

Kırmızı düğme ise artık eski ceketin unutulmuş parçası değildi. Herkes ona baktığında aynı şeyi hatırlıyordu: Bir eşya, bir söz ya da küçük bir iyilik, başkasının hayatına renk kattığında en parlak hâline ulaşır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu