12 Yaş Masalları

Rüzgârın Cebindeki Boşluk

Yamaçların arasına kurulmuş Lodoslu adında küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada rüzgâr yalnızca esmez, insanlara haber de taşırdı. Sabahları fırının sıcak ekmek kokusunu tepelere götürür, akşamları çocukların kahkahalarını evlerin pencerelerine bırakırdı. Rüzgârın en sevdiği yer ise okulun arkasındaki eski çınarın dallarıydı.

On iki yaşındaki Nehir, rüzgârın seslerini birbirinden ayırt edebilen tek çocuktu. Islık gibi ince esintinin yağmuru, derinden uğuldayanın uzak bir yolcuyu, yaprakları hışırdatanınsa yaklaşan değişimi haber verdiğini bilirdi. Fakat bir pazartesi sabahı kasaba sessizliğe uyandı. Bayraklar kıpırdamıyor, değirmenin kanatları dönmüyor, çamaşırlar iplerde taş gibi duruyordu.

İnsanlar önce bunun kısa süreceğini düşündü. Öğleye doğru herkes evlerinin önüne çıktı. Çorba kokuları sokakta asılı kaldı, yelkenli kayıklar gölde ilerleyemedi, hatta okulun zil sesi bile avlunun dışına ulaşmadı. Nehir, çınarın altına gidip dalları dinledi. Ağaçtan yalnızca kuru bir çıtırtı geldi.

“Rüzgâr yok olmadı,” dedi Nehir. “Bir yere saklandı.”

Arkadaşı Poyraz, cebinden büyüteç büyüklüğünde yuvarlak bir cam çıkardı. Bu camı dedesinin eski dürbününden sökmüştü. Camın içinden bakınca havada ince, gümüş renkli çizgiler görünürdü. Çizgiler kasabanın dışındaki taş ocağına doğru uzanıyordu. Nehir ile Poyraz, okuldan izin alıp öğretmenleri Şirin Hanım’ın verdiği haritayla yola koyuldular.

Taş ocağının gerisinde, daha önce hiç fark etmedikleri dar bir geçit buldular. Geçidin duvarlarında küçük cepler vardı. Her cebin üzerinde bir kelime yazıyordu: Sabır, Merak, Neşe, Cesaret ve Dinlemek. En alttaki boş cebin kenarında ise rüzgârı andıran kıvrımlı bir işaret bulunuyordu.

Poyraz elini boş cebe sokunca parmaklarına soğuk bir şey değdi. Çıkardığı nesne, avuç içi kadar şeffaf bir keseydi. Kesenin içinde hiçbir şey görünmüyordu ama hafifçe sallanınca uzaklardan gelen bir ıslık duyuldu.

“Demek rüzgâr bunun içinde,” dedi Poyraz.

Nehir başını salladı. “Hayır. Bence bu kese, rüzgârın dışarı çıkamadığı yeri gösteriyor.”

Geçidin sonunda, sarmaşıklarla örtülü yuvarlak bir kapı vardı. Kapının üzerinde üç soru yazılıydı. İlk soru şuydu: Bir şeyi bulmak için nereye bakarsın? Poyraz hemen “En çok saklandığı yere,” diye cevap verdi. Kapı açılmadı. Nehir biraz düşündü.

“Bazen herkesin baktığı yere değil, kimsenin sormadığı yere bakmak gerekir,” dedi. Kapı hafifçe aralandı.

İkinci soru, Bir ses ne zaman güçlenir? diyordu. Poyraz bu kez bağırarak cevap vermek istedi, fakat Nehir onun koluna dokundu. İkisi de bir süre sustu. Duvarların arasındaki en küçük titreşimi dinlediler. Sonra Nehir, “Dinlendiğinde,” dedi. Kapı tamamen açıldı.

İçeride gökyüzüne benzeyen geniş bir oda vardı. Tavandan sarkan binlerce ince ip, görünmez bir şeyi tutuyordu. Odanın ortasında, yüzü bulutlarla kaplı yaşlı bir kadın duruyordu. Adının Esinti olduğunu söyledi. Rüzgârın, kasaba halkının unuttuğu bir söz yüzünden buraya kapandığını anlattı.

“Yıllar önce Lodoslu halkı, her güçlü rüzgâr estiğinde birbirine yardım edeceğine söz vermiş,” dedi Esinti. “Fakat zamanla herkes yalnızca kendi işini düşünmüş. Rüzgâr da sözün tutulmadığını görünce sesini saklamış.”

Nehir, kasabaya dönüp insanları suçlamanın kolay olacağını düşündü. Ama bunun rüzgârı geri getirmeyeceğini anladı. Poyraz’la birlikte meydanda herkesi topladılar. Fırıncı, kayıkçı, terzi, çocuklar ve yaşlılar sırayla neye ihtiyaç duyduklarını anlattı. Kimse söz vermek için acele etmedi; önce birbirini dinledi.

Sonunda fırıncı, kayıkçının bozulan küreklerini onarmayı; kayıkçı, terzinin ağır kumaşlarını taşımayı; çocuklar da yaşlıların bahçelerini sulamayı kabul etti. Nehir, kasabanın ortak sözünü eski çınarın gövdesine yazdı: Birimizin yükü ağırlaştığında, hepimiz biraz hafifleteceğiz.

O anda çınarın yaprakları titredi. Önce tek bir yaprak döndü, sonra dallar sallandı. Tepelerden serin bir esinti geldi. Şeffaf kese çatlamadan açıldı ve rüzgâr, odadan dışarı neşeli bir ıslıkla fırladı. Değirmenin kanatları dönmeye, göldeki kayıklar ilerlemeye başladı.

O günden sonra Lodoslu’da rüzgâr hiç eksilmedi. Bazen güçlü, bazen yumuşak esti; ama her gelişinde insanlara aynı şeyi hatırlattı: Gerçek değişim, gökyüzünden beklenmez. Bir kişi doğru soruyu sorduğunda ve herkes birbirini dinlediğinde, en durgun gün bile yeniden hareketlenir.

Nehir ise çınarın altında küçük bir defter tuttu. Defterin ilk sayfasına şu cümleyi yazdı: “Rüzgârın cebinde boşluk varsa, oraya önce iyi bir söz koy.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu