Orman Masalları

Yosunlu Patikada Uyuyan Çınarın Şarkısı

Geniş yapraklı ağaçların gökyüzüne yeşil bir çatı kurduğu Ilıcak Orman’da, Pırpır adında küçük bir kirpi yaşardı. Pırpır’ın dikenleri kadar meraklı bir burnu, yaprak hışırtılarını ayırt edecek kadar dikkatli kulakları vardı. Sabahları yuvasından çıkar, eğrelti otlarının arasından yürür, karıncaların telaşını ve ağaçkakanların düzenli vuruşlarını dinlerdi.

Bir gün ormanda tuhaf bir sessizlik olduğunu fark etti. Meşe dalları eskisi kadar neşeyle sallanmıyor, dere incecik akıyor, serçeler yuvalarından çıkmadan önce uzun uzun bekliyordu. Yalnızca uzaklardan, yosunlu patikanın sonundaki yaşlı çınardan boğuk bir uğultu geliyordu.

Pırpır hemen dostlarını çağırdı. Kestane kovuğunda yaşayan sincap Fındırcık, göl kenarında duran balıkçıl Maviş ve çalılıkların arasında sessizce ilerleyen tilki Çıtır kısa sürede yanına geldi. Pırpır, “Ormanın bir sesi eksilmiş gibi,” dedi. “Belki de bir yerlerde yardıma ihtiyacı olan biri vardır.”

Dört arkadaş izleri takip ederek yosunlu patikaya girdi. Toprakta minik tavşan ayakları, çam kozalaklarının yanında sürüklenmiş yapraklar ve dereye doğru uzanan ince dallar gördüler. Fındırcık, çam kabuklarının üzerindeki çiziklere bakıp, “Rüzgâr son günlerde yönünü değiştirmiş. Belki kuru dallar su yolunu kapatmıştır,” dedi.

Gerçekten de biraz ileride, devrilmiş bir dalın derenin önünü tıkadığını gördüler. Su, taşların arasından güçlükle geçiyor; susuz kalan menekşeler başlarını eğiyordu. Çıtır burnuyla toprağı kokladı ve köklerin çevresinde sıkışmış küçük bir kaplumbağa buldu. Kaplumbağa korkmamıştı ama hareket edemiyordu.

Arkadaşlar önce kaplumbağayı nazikçe kurtardılar. Sonra hep birlikte çalışmaya başladılar. Fındırcık küçük dalları taşıdı, Çıtır kalın dalın gevşek uçlarını itti, Maviş gagasıyla suyun önündeki yaprakları ayıkladı. Pırpır da çam iğnelerini bir kenara süpürdü. Bir süre sonra dere yeniden şırıldamaya başladı.

O anda yaşlı çınarın uğultusu belirginleşti. Dallarından biri hafifçe eğildi ve altın renkli üç yaprak yere düştü. Çınar, yaprakların hışırtısıyla konuştu: “Ormanın şarkısı tek bir sesten oluşmaz. Su akmazsa kurbağalar susar, kurbağalar susarsa kuşlar bekler, kuşlar susarsa ağaçlar yalnız kalır. Her canlı, büyük ezginin küçük bir parçasıdır.”

Pırpır ve dostları bu sözleri duyunca ormanda başka nelerin aksadığını araştırmaya karar verdi. Kuru bir çalılığın altında kalan tohumları toprağa gömdüler. Güneş ışığını kapatan sarmaşıkları incitmeden budadılar. Yuvadan düşen iki yavru kuşu, annelerinin görebileceği alçak bir dala yerleştirdiler. Kırılan bir fidanın çevresine taşlardan küçük bir destek yaptılar.

Gün batımına doğru orman yavaş yavaş canlandı. Dere daha neşeli akıyor, kurbağalar ritimli sesler çıkarıyor, ağaçkakan tok vuruşlarıyla onlara eşlik ediyordu. Rüzgâr, çınarın dallarından geçerken tatlı bir melodi taşıdı. Pırpır, başını toprağa yaklaştırıp köklerin arasındaki derin uğultuyu bile duydu.

O günden sonra Ilıcak Orman’ın bütün canlıları her hafta bir “Dinleme Günü” düzenledi. Kimi toprağın kuruluğunu kontrol etti, kimi su yollarını temizledi, kimi de yeni filizleri korudu. Pırpır ise her buluşmada herkese aynı şeyi hatırlattı: Bir ormanı korumak için önce onun sesini duymak gerekir. Çünkü orman masalları, yalnızca anlatılan değil; yaprakta, suda, izde ve dostça uzanan her yardım elinde yaşayan şarkılardır.

Yaşlı çınar, o akşamdan sonra hiç susmadı. Fakat artık sesi yalnızca uğultu değildi. Ilıcak Orman’ın tüm canlıları birlikte dinlediğinde, onun dallarında umutla büyüyen kocaman bir ezgi duyuluyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu