Bir Gece Masalı

Geceyi Dolduran Kayıp Tıkırtı

İpek, kasabanın en sessiz sokağında, sarmaşıklarla çevrili küçük bir evde yaşardı. Geceleri herkes uykuya daldığında penceresinin önüne oturur, gökyüzündeki yıldızları sayardı. Yıldızların bazıları pırıl pırıl parlar, bazıları ise sanki göz kırparak ona gizli bir selam gönderirdi. İpek de her gece onlara iyi uykular dilemeyi hiç unutmazdı.

Bir akşam, ay incecik bir gülümseme gibi gökyüzüne asılmışken evin duvarından tuhaf bir ses geldi. Tık, tık, tık… Ses ne kapıya benziyordu ne de eski saatin çalışmasına. İpek önce kulaklarını kapattı. Fakat ses, odanın içindeki tahta sandığın arkasından geliyordu. Sandığı dikkatlice çekince duvarda, daha önce hiç fark etmediği küçük yuvarlak bir kapı gördü.

Kapının üzerinde gümüş harflerle şu cümle yazılıydı: Yalnızca geceyi dikkatle dinleyenler açabilir. İpek avucunu kapının üzerine koydu ve derin bir nefes aldı. Tıkırtı üç kez tekrarlandı. Tık, tık, tık… Kapı, sanki onu tanıyormuş gibi yavaşça aralandı. İçeriden lavanta kokulu, serin bir rüzgâr çıktı.

İpek, kapının ardında daracık bir merdiven gördü. Merdiven yukarı değil, gökyüzünün içine doğru uzanıyordu. Basamakların her biri gece mavisi camdan yapılmıştı. İpek ilk basamağa bastığında ayaklarının altında minik ışık halkaları oluştu. İkinci basamakta uzaklardan bir baykuş ötüşü duyuldu. Üçüncü basamakta ise yıldızların arasında asılı duran, küçücük bir meydan belirdi.

Meydanda yuvarlak çatılı bir kulübe ve önünde telaşla dolaşan yaşlı bir gökyüzü bekçisi vardı. Bekçinin adı Salkım’dı. Saçları bulut kadar beyaz, paltosunun düğmeleri ise renkli gezegenler gibiydi. İpek’i görünce rahat bir nefes aldı.

İyi ki geldin, küçük dinleyici, dedi Salkım. Bu gece yıldız çanımız sustu. O çan çalmayınca uyuyan çocukların güzel düşleri yollarını bulamıyor.

İpek, kulübenin içindeki büyük çana baktı. Çan gerçekten de sessizdi. Üzerinde ay, kiraz, kitap ve kuş resimleri vardı. Yanında da küçük bir kutu duruyordu. Salkım kutuyu açtı. İçinden parlak, yuvarlak bir düğme çıktı.

Çanın sesi bu düğmenin içindeydi, dedi bekçi. Fakat düğme kaybolunca ses de saklandı. Onu bulmak için gecenin üç işaretini dinlemeliyiz: uyuyan bir yaprağın fısıltısını, uzak bir derenin şarkısını ve henüz söylenmemiş bir dileğin kıpırtısını.

İpek, Salkım’la birlikte yıldız meydanından ayrıldı. Önce Gümüş Yaprak Bahçesi’ne gittiler. Her yaprak, ay ışığında bir ninni gibi sallanıyordu. İpek gözlerini kapattı ve yaprakların en sessiz olanını dinledi. Çok hafif bir ses duydu: Paylaşılan iyilik, gecede yolunu bulur. Yaprağın altında ilk ışık tanesi belirdi.

Sonra gökyüzünün kıyısında akan İnce Su Deresi’ne ulaştılar. Derenin suyu, karanlığın içinden gümüş iplikler gibi akıyordu. İpek kıyıya eğilince suyun şarkısını duydu: Her küçük cesaret, büyük bir kapıyı açar. İkinci ışık tanesi, bir su damlasının içinde parladı.

Üçüncü işareti bulmak daha zordu. İpek uzun süre bekledi. Hiçbir ses çıkmıyordu. Tam geri döneceklerken, göğün uzak bir köşesinden minicik bir kıpırtı geldi. Bu, henüz dile getirilmemiş bir dilekti. İpek onun ne olduğunu sorduğunda, kıpırtı kalbine dokundu. Bir çocuğun yarın daha neşeli uyanmayı dilediğini hissetti.

Üç ışık birleşerek kayıp düğmeye dönüştü. İpek düğmeyi yıldız çanının ortasına yerleştirdi. Çan önce usulca sallandı, sonra öyle berrak bir ses çıkardı ki bütün gökyüzü ışıkla doldu. Uzak evlerdeki çocuklar gülümseyerek uykularında güzel düşler görmeye başladı. Kimi rengârenk bir bahçede koştu, kimi konuşan bir kitapla arkadaş oldu, kimi de sabahın ilk kuşuna şarkı öğretti.

Salkım, İpek’e küçük bir yıldız düğmesi armağan etti. Bunu ne zaman gecenin sesini unuttuğunu düşünsen avucunda tut, dedi. Çünkü sessizliğin içinde bile umut tıkırdar.

İpek merdivenlerden evine döndüğünde sabah olmak üzereydi. Duvardaki küçük kapı kapanmış, sandık yine eski yerinde duruyordu. Fakat İpek’in avucunda yıldız düğmesi vardı. O günden sonra kasabada geceler daha huzurlu geçti. İpek ise her akşam gökyüzüne bakıp gülümsedi. Artık biliyordu: Bir gece masalı, bazen uzak yıldızlarda değil, dikkatle dinleyen bir kalbin içinde başlardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu