Orman Masalları

Kozalakların Altındaki Gümüş Tohum

Çam kokusunun sabah sisine karıştığı Yemyeşiloba Ormanı’nda Ekin adında meraklı bir sincap yaşardı. Ekin, dallar arasında çevikçe dolaşır, her ağacın kendine özgü sesini tanırdı. Yaşlı meşeler tok bir uğultuyla, ince huşlar ipek gibi hışırdayarak, söğütlerse suya değen dallarıyla şıpırdayarak konuşurdu. Ormanın en küçük canlıları bile bu büyük şarkının bir parçasıydı.

Bir gün Ekin, yuvasından çıktığında tuhaf bir sessizlik fark etti. Rüzgâr esiyor, kuşlar uçuyor, dere kıvrılarak akıyordu; ama ağaçlardan neredeyse hiç ses gelmiyordu. Meşe yapraklarını kımıldatmıyor, huş dallarını birbirine sürtmüyor, söğüt suya eğilmiyordu. Sanki orman, söylemek istediği önemli bir sözü unutmuştu.

Ekin, en yakın arkadaşı olan çayır faresi Mırmır’ı buldu. Mırmır, yosunların arasındaki izleri okumakta çok başarılıydı. Birlikte orman tabanını incelediler. Toprağın üzerinde geyiklerin zarif toynak izleri, kirpilerin minicik noktaları ve gece dolaşan porsukların genişçe izleri vardı. Fakat hepsi, kökleri kalın bir karaağaca doğru gidiyor, sonra birden kayboluyordu.

Karaağacın yanında onları beyaz benekli bir karaca olan Suna karşıladı. Suna, “Dün gece gökyüzünden gümüş bir ışık indi,” dedi. “Işık, ağacın altındaki kozalakların arasına saklandı. O zamandan beri orman suskun.”

Ekin, Mırmır ve Suna kozalakları dikkatle aralamaya başladılar. Tam o sırada tepelerinden bir baykuş sesi duyuldu: “Hu hu! Acele etmeyin, sesleri dinleyin.” Bu, bilgeliğiyle tanınan Baykuş Bercan’dı. Bercan, “Ormanda hiçbir iz tek başına bütün yolu anlatmaz,” diye ekledi. “Yaprakların yönüne, toprağın yumuşaklığına ve dalların fısıltısına birlikte bakmalısınız.”

Dostlar bir süre sessizce bekledi. Önce uzaktan gelen su sesini dinlediler. Dere, taşlara çarparken üç kez şıp, bir kez şap diyordu. Sonra bu ritmin, karaağacın köklerinden gelen hafif bir titreşimle aynı olduğunu fark ettiler. Mırmır, titreşimin izini sürdü ve köklerin arasında gümüş parıltılı küçük bir tohum buldu.

Tohum, ay ışığı gibi parlıyor fakat toprağa değmeden hafifçe titriyordu. Ekin onu avuçlarına aldığında ormanın dört yanından ince sesler yükseldi. Bir dal çıtırdadı, bir yaprak döndü, uzaktaki ağaçkakan gövdeye usulca vurdu. Bercan, “Bu bir Duyum Tohumu,” dedi. “Yalnızca kendisini değil, çevresindeki her sesi dinleyen birinin ellerinde uyanır.”

Ekin tohumu hemen dikmek istedi. Ancak Bercan, “Onu tek başına dikerseniz orman yalnızca sizin sesinizi duyar,” diye uyardı. “Her canlı, ormanın şarkısına bir ses katmalı.” Bunun üzerine dostlar bütün hayvanları çağırdı. Tavşanlar yumuşak adımlarıyla toprağı kabarttı, karıncalar küçük taşları kenara taşıdı, arılar çiçeklerden bir damla bal getirip tohumun yanına bıraktı. Kirpiler kuru yaprakları topladı, geyikler çevredeki dalları nazikçe uzaklaştırdı.

Son olarak Ekin tohumu toprağa yerleştirdi. Mırmır, yağmurdan kalan berrak suyu getirdi. Suna, dallarını rüzgâra açan genç bir fidanın gölgesini gösterdi. Bercan da herkesten susmasını istedi. Bu kez sessizlik boş değildi; içinde bekleyen yüzlerce küçük ses vardı.

Tohum toprağa değer değmez gümüş ışık ince bir kök gibi aşağı süzüldü. Karaağacın dalları önce ürperdi, sonra yapraklarını şakırdattı. Huşlar ipeksi bir ezgiye başladı. Söğütler dereyle birlikte dans etti. Çam kozalakları birbirine dokunup minik tıkırtılar çıkardı. Kuşlar, böcekler ve dört ayaklı dostlar bu büyük şarkıya kendi seslerini kattı.

O günden sonra Yemyeşiloba’nda her sabah bir “dinleme saati” yapıldı. Hayvanlar önce birbirini susturmadan dinliyor, sonra ormanın hangi yardıma ihtiyaç duyduğunu birlikte anlıyordu. Ekin ise gümüş tohumun yanında küçük bir levha buldu: “Bir orman, yalnız ağaçlardan değil; birbirini duyan kalplerden oluşur.”

Bu söz, orman masalları arasında dilden dile yayıldı. Ekin levhayı yuvasına götürmedi. Karaağacın altında bıraktı; çünkü en güzel bilgiler, herkesin görebileceği yerde büyürdü. O günden sonra ormanın şarkısı hiç susmadı, yalnızca bazen daha iyi duyulabilmek için usulca fısıldadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu