Boran’ın Sessiz Adımları

Geniş tepelerin arasında, sabahları gümüş renkli çiylerle parlayan Ilgın Vadisi vardı. Bu vadide Boran adında genç bir aslan yaşardı. Boran’ın yelesi bal rengine çalıyor, yürürken taşlar bile onun geldiğini haber veriyordu. Çünkü Boran hızlı koşmayı, yüksek sesle kükremeyi ve herkesten önce davranmayı çok seviyordu. Ona göre bir işi çözmenin en iyi yolu, bütün gücünü ortaya koymaktı.
Bir yaz sabahı vadinin içinden geçen Kıpırak Çayı ansızın sessizleşti. Su, kıvrıla kıvrıla ilerlemek yerine birkaç küçük gölcükte toplanmıştı. Tavşanların havuç bahçeleri susuz kalmış, kuşların yuvalarındaki yavrular susuzluktan halsizleşmişti. Hayvanlar çayın başında bir araya geldi. Kimi dağın yamacını kazmayı, kimi uzaklardaki pınara gitmeyi önerdi. Ancak kimse çayın neden durduğunu bilmiyordu.
Vadinin yaşlı kaplumbağası Noya, “Su yolunu kendi kendine unutmaz,” dedi. “Bir yerde onu durduran bir şey olmalı.”
Boran hemen öne atıldı. “Ben bulurum!” diye kükredi. Sesi kayalıklarda yankılandı, ağaçlardaki kuşlar havalanıp çalıların arasına saklandı. Boran, çayın yatağında ileri geri koştu; taşları pençeleriyle itti, kuru dalları savurdu. Fakat ne kadar uğraşırsa uğraşsın su artmadı. Üstelik acele ederken küçük bir su birikintisini de çamura çevirdi.
O sırada ince kanatlı bir yusufçuk Boran’ın burnuna kondu. “Belki çay sana bir şey söylemeye çalışıyordur,” dedi. “Ama sen o kadar gürültü çıkarıyorsun ki kendi adımlarını bile duyamıyorsun.”
Boran önce şaşırdı, sonra biraz utandı. İlk kez kükremek yerine sustu. Önce rüzgârın kuru otlarda çıkardığı hışırtıyı duydu. Ardından uzakta tıkırdayan bir taşın sesini işitti. Biraz daha bekleyince toprağın altından gelen incecik bir şırıltı fark etti. Ses, çayın eski yatağından değil, yosunlarla kaplı büyük bir kayanın arkasından geliyordu.
Boran kayaya bütün gücüyle saldırmak istedi, ama Noya onu durdurdu. “Gücünü göstermek başka, gücünü doğru kullanmak başka,” dedi.
Hayvanlar bu kez birlikte çalışmaya karar verdi. Kunduzlar kuru dalları taşıdı, kirpiler küçük taşları ayıkladı, filler toprağı ağır ağır sıyırdı. Boran ise pençeleriyle kayanın çevresindeki sert kökleri dikkatlice gevşetti. Herkes farklı bir iş yaptı. Kimse diğerinin görevini küçümsemedi.
Sonunda kayanın arkasında, toprakla kapanmış dar bir su tüneli buldular. Tünelin içinde, dağın yukarısındaki kar sularını vadinin gölcüklerine taşıyan eski bir yol vardı. Yıllar önce kopan bir ağaç kökü tüneli tıkamış, üzerine biriken taşlar da suyun önünü tamamen kapatmıştı.
Boran kökün en kalın bölümünü kaldırmak için uğraştı. Bu kez acele etmedi. Noya’nın yönlendirmesini dinledi, kunduzların gösterdiği yerden tuttu ve fillerin ritmine uydu. Kök yerinden oynayınca önce ince bir su çizgisi göründü. Sonra su, gülümser gibi parıldayarak tünelden dışarı süzüldü.
Hayvanlar sevinçle bağırdı. Su, eski yatağına kavuşup vadinin içinden neşeyle akmaya başladı. Tavşanların bahçeleri canlandı, kuş yavruları serinledi, kurumuş çiçeklerin başları yeniden doğruldu.
O akşam herkes Boran’dan bir kükreme bekledi. Boran ise çayın kıyısına oturup suyun sesini dinledi. “Bugün vadinin en güçlü sesi benim sesim değildi,” dedi. “Bazen doğru yolu bulmak için önce sessizleşmek gerekir.”
O günden sonra Boran, Ilgın Vadisi’nde yalnızca güçlü pençeleriyle değil, dikkatli kulaklarıyla da tanındı. Bir sorun çıktığında hemen öne atılmak yerine herkesi dinledi. Hayvanlar da onun yanında fikirlerini korkmadan paylaşmayı öğrendi. İşte bu yüzden anlatılan aslan masalları arasında Boran’ın öyküsü, gücün paylaşılınca çoğaldığını ve sessizliğin içinde bile önemli cevaplar saklandığını hatırlatan en sevilen masallardan biri oldu.




