Deyim Hikayeleri

Zillerin Uyandığı Renkli Vadi

Gökkuşağının yeryüzüne en yakın göründüğü Renkli Vadi’de, her sabah birbirinden güzel sesler duyulurdu. Dere şıpırdar, çiçekler rüzgârla fısıldaşır, vadinin ortasındaki küçük gümüş ziller tatlı tatlı çalardı. Bu zillerin sesi, vadide yaşayanların neşesini gökyüzüne taşıdığına inanılırdı.

Vadinin en meraklı çocuğu Pelin’di. Pelin’in saçlarında güneş gibi sarı tokalar, cebinde ise türlü türlü düğmeler bulunurdu. Düğmeleri biriktirmeyi sever, her birinin farklı bir dileği sakladığını düşünürdü. En yakın arkadaşları olan Tufan adındaki neşeli kirpi ve Lora adındaki mor kanatlı kelebek de onunla birlikte dolaşırdı.

Bir sabah Pelin gözlerini açtığında vadide garip bir sessizlik olduğunu fark etti. Dere akıyor, çiçekler sallanıyor, kuşlar ötüyordu ama gümüş ziller susmuştu. Pelin hemen tepeye koştu. Gerçekten de zillerin hepsi hareketsizdi.

“Acaba neden sustular?” diye sordu.

Yaşlı çınarın dallarında yaşayan Bilge Baykuş, gözlüklerini düzelterek cevap verdi:

“Ziller, vadideki büyük sevinci duyduklarında çalar. Son günlerde herkes kendi işiyle o kadar meşgul ki sevincini kimseyle paylaşmıyor. Ziller de duyacak bir mutluluk bulamıyor.”

Pelin bu sözleri düşünerek çenesini ovuşturdu. O gün vadide bir şenlik hazırlamak istedi. Ancak şenlik için önce herkesin sakladığı küçük sevinçleri bulması gerekiyordu.

İlk olarak fırıncı Suna Teyze’ye gitti. Suna Teyze, bal kokulu çörekler yapıyordu. Pelin ondan neden gülümsemediğini sordu. Fırıncı, sabah yaptığı en güzel çöreğin biçiminin biraz yamuk olduğunu anlattı.

“Bence bu çörek diğerlerinden daha özel,” dedi Pelin. “Çünkü yalnızca senin ellerinden çıkmış.”

Suna Teyze çöreği tadınca yüzü aydınlandı ve onu vadideki çocuklarla paylaşmaya karar verdi. O anda uzaktaki zillerden biri incecik çınladı.

Sonra Pelin, marangoz Aras’ın yanına uğradı. Aras günlerdir küçük bir kuş evi yapıyordu fakat çatısı bir türlü istediği gibi olmuyordu. Pelin ve Tufan ona yardım etti. Lora da mor kanatlarıyla çatının üzerine minik yapraklar taşıdı. Kuş evi tamamlanınca Aras, ilk kez yaptığı hataya değil, birlikte ortaya çıkardıkları güzelliğe baktı. İkinci zil de neşeyle ses verdi.

Vadinin öbür ucunda yaşayan Minaş, bütün gün ip atlamak ister ama arkadaş bulamadığı için tek başına oynardı. Pelin onun yanına giderek ipi tuttu. Birkaç dakika sonra Tufan, Lora ve yoldan geçen çocuklar oyuna katıldı. Minaş’ın kahkahası öyle yükseldi ki üçüncü, dördüncü ve beşinci ziller birden çalmaya başladı.

Akşama doğru Pelin, vadinin meydanına rengârenk düğmelerle süslenmiş bir pano astı. Herkes, o gün kendisini sevindiren şeyi panoya iliştirecekti. Suna Teyze yamuk çöreğin resmini çizdi. Aras küçük bir kuş resmi yaptı. Minaş ise arkadaşlarıyla oynadığı ipin şeklini ekledi. Pelin de cebindeki en parlak düğmeyi panonun tam ortasına koydu.

“Benim sevincim,” dedi, “mutluluğun paylaşıldıkça büyüdüğünü görmek.”

O anda vadideki bütün gümüş ziller aynı anda çalmaya başladı. Ses öylesine parlaktı ki bulutların arasından renkli ışıklar süzüldü. Tufan sevinçten dikenlerini titretti, Lora havada halkalar çizdi, Pelin ise yerinde duramayacak kadar mutlu oldu.

Bilge Baykuş gülümseyerek, “Bakın Pelin’in etekleri zil çalıyor,” dedi.

Pelin eteğine baktı ve üzerinde hiç zil olmadığını görünce şaşırdı. Bilge Baykuş bunun gerçek bir zil değil, çok sevinmek anlamına gelen bir deyim olduğunu anlattı. İnsan büyük bir mutluluk duyduğunda sanki eteklerinde görünmez ziller varmış gibi neşeyle hareket edermiş.

O günden sonra Renkli Vadi’de herkes sevincini saklamak yerine paylaşmaya başladı. Ziller yalnızca bayramlarda değil, küçük bir iyilik yapıldığında, yeni bir şey öğrenildiğinde ve bir arkadaşın yüzü güldürüldüğünde de çaldı. Pelin ise her zil sesinde aynı şeyi hatırladı: Gerçek mutluluk, tek başına cebinde taşınan bir düğme değil, birlikte parlayan kocaman bir ışıktı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu