2. Sınıf Hikayeleri

Kayıp Noktanın Peşindeki Renkli Defter

Aras, ikinci sınıfa giden, sorular sormayı çok seven bir çocuktu. Sınıfta yeni bir kelime öğrendiğinde onu defterine yazıyor, yanına da küçük bir resim çiziyordu. Bir pazartesi sabahı öğretmeni Gülce Hanım, çocuklara renkli kapaklı eski bir defter getirdi. Defterin sayfalarında masallar, bilmeceler ve yarım kalmış cümleler vardı. Fakat her sayfada garip bir eksiklik göze çarpıyordu: Hiçbir cümlenin noktasına rastlanmıyordu.

Gülce Hanım, defteri masanın üzerine koyup, “Bu defter, dikkatli bir okuyucu arıyor,” dedi. “Noktalar geri dönmeden cümleler dinlenemez.” Çocuklar önce bunun bir şaka olduğunu düşündü. Aras ise kapağın köşesinde minicik, gümüş renkli bir iz fark etti. İz, bir noktaya benziyordu ama parmağıyla dokununca pırıldayıp sayfanın içine kaçtı.

O gün teneffüste Aras, arkadaşları Ekin ve Doruk’la birlikte defteri inceledi. İlk sayfada, “Kuş gökyüzünde uçtu” yazıyordu. Cümlenin sonunda hiçbir işaret yoktu. Ekin yüksek sesle okuyunca kelimeler birbirine karıştı. Doruk, “Belki nokta, cümlenin ne zaman bittiğini bilmiyordur,” dedi. Aras bu fikri çok beğendi. Üç arkadaş, kayıp noktayı bulmaya karar verdi.

Defterin ikinci sayfasında bir bilmece vardı: “Beni arayan gözlerini açar, beni bulan başkasına yol gösterir.” Sayfanın kenarında üç renkli ok bulunuyordu. Kırmızı ok kitaplığa, sarı ok sınıf penceresine, mavi ok ise resim dolabına uzanıyordu. Çocuklar önce farklı yönlere koşmak istedi. Sonra Aras, “Aynı anda bakarsak hiçbir şeyi kaçırmayız,” dedi. Böylece görevleri paylaştılar.

Ekin kitaplıktaki masal kitaplarını düzenledi. Doruk pencerenin önündeki saksıları dikkatle kontrol etti. Aras resim dolabındaki kâğıtları tek tek kaldırdı. Bir süre sonra Doruk, saksının altında küçük bir kart buldu. Kartta, “Bir şeyi bulmak için yalnızca bakmak yetmez; onu dinlemek de gerekir,” yazıyordu. Tam o sırada sınıfta hafif bir tıkırtı duyuldu. Ses, resim dolabından geliyordu.

Aras dolabın kapağını açtı. İçeride eski bir kutu vardı. Kutunun üzerinde nokta biçiminde üç delik bulunuyordu. Ekin kutuyu salladı, Doruk kapağı inceledi, Aras ise içinden gelen sesi dinledi. Tıkırtı her seferinde üç kez tekrarlanıyordu. Üç arkadaş, kutunun üzerinde yazan kısa cümleyi sesli okudu: “Söz biter, düşünce başlar.” Cümleyi bitirdiklerinde kutu kendiliğinden açıldı.

Kutunun içinde gümüş renkli bir nokta duruyordu. Ancak nokta hemen deftere gitmedi. Havaya yükselip sınıfın ortasında süzüldü. Gülce Hanım içeri girdiğinde çocuklar olup biteni anlattı. Öğretmen gülümseyerek, “Belki nokta, yalnızca bir cümlenin sonunu değil, doğru zamanda durup düşünmeyi de anlatıyordur,” dedi. Aras bunu duyunca defterdeki cümleleri yeniden okumayı önerdi.

Bu kez herkes bir sayfa seçti. Çocuklar acele etmeden okudu, nerede durmaları gerektiğini düşündü ve cümlelerin anlamını arkadaşlarına anlattı. Nokta, her doğru durakta biraz daha parladı. Son sayfaya gelindiğinde şu cümle yazılıydı: “Birlikte öğrenen sınıfta merak hiç kaybolmaz” Aras, cümlenin sonuna gümüş noktayı yerleştirdi. Defterin bütün sayfaları bir anda renklenmeye başladı.

Son sayfada yeni bir mesaj belirdi: “Beni bulan, yarın başka bir çocuğun sorusuna sabırla kulak versin.” Çocuklar bu sözü sınıfın ortak görevi kabul etti. Ertesi gün sınıfa gelen herkes, arkadaşının sorusunu bölmeden dinledi. Bazen cevap vermeden önce düşündü, bazen de bilmediğini dürüstçe söyledi.

Gülce Hanım, renkli defteri sınıf kitaplığına koydu. Aras ise yanına boş bir sayfa ekledi. O günden sonra çocuklar öğrendikleri ilginç kelimeleri, soruları ve buldukları güzel cevapları bu sayfaya yazdılar. Sayfanın altında her zaman parlak bir nokta durdu. Çünkü sınıftaki herkes artık biliyordu: Bir düşünceyi tamamlayan şey bazen küçük bir işaret, bazen de onu dikkatle dinleyen iyi bir arkadaştı. İşte 2. sınıf hikayeleri arasında anlatılacak en güzel derslerden biri böyle doğdu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu