Deniz Kızı Masalları

Mercan Ormanının Gülümseyen Haritası

Gümüşkabuk Koyu’nun altında, güneş ışınlarının suya süzülürken renkli çizgilere dönüştüğü bir deniz ülkesi vardı. Bu ülkenin kıvrımlı kayalıklarında, deniz kızlarıyla deniz çocukları birlikte yaşardı. Evlerin duvarları deniz camından, kapıları ise yumuşak yosun liflerinden yapılırdı. Sokak lambaları, geceleri usulca parlayan minik denizanası fenerleriydi.

Bu ülkede Lira adında meraklı bir deniz kızı yaşardı. Lira’nın kuyruğu turkuazla menekşe arasında parıldar, saçlarının arasına taktığı küçük deniz yıldızı her sabah başka bir renge bürünürdü. Onu diğerlerinden ayıran şey ise harita çizmeye duyduğu sevgiydi. Lira, akıntıların yönünü, istiridye tarlalarının yerini ve balık sürülerinin hangi şarkıyla döndüğünü küçük kabuk defterine işlerdi.

Bir sabah Lira, deniz ülkesinin en yaşlı kaplumbağası Mercan Dede’nin meydanda herkesi topladığını gördü. Mercan Dede’nin yüzgecinde eski, kıvrılmış bir yosun parşömeni vardı.

“Mercan Ormanı’nın neşesi kayboldu,” dedi. “Ormanın ortasındaki Gülümseme Çanı üç gündür çalmıyor. Çan susunca renkli balıklar yollarını şaşırdı, midyeler kabuklarını açmaz oldu, hatta neşeli yengeçler bile adımlarını saymayı bıraktı.”

Lira hemen parşömene baktı. Haritada, ormana giden yolun üzerinde üç işaret bulunuyordu: yankılı bir mağara, tersine akan bir akıntı ve kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği dikenli mercan geçidi.

“Haritayı ben okuyabilirim,” dedi Lira. “Ama yolu tek başıma gitmek istemem.”

Onunla birlikte iki arkadaşı yola çıktı. Biri, kabuğunda renk değiştiren ışıklar taşıyan minik ahtapot Piku, diğeri ise yüzgeçleriyle suyu titreştirerek melodiler çıkaran denizatı Velo’ydu. Piku yön bulmakta, Velo ise sakinleştirici ezgiler söylemekte çok iyiydi.

İlk olarak Yankı Mağarası’na vardılar. Mağaranın duvarları, söylenen her sözü büyütüp geri gönderiyordu. Lira, “Gülümseme Çanı nerede?” diye seslenince mağara, “Nerede, nerede, nerede?” diye cevap verdi. Piku heyecanla bağırınca yüzlerce Piku sesi etrafa yayıldı ve üç arkadaş bir an ne yapacağını şaşırdı.

Velo gözlerini kapatıp ince bir ezgi çaldı. Ezgi, yankıların arasındaki boşlukları buldu. Böylece mağaranın derinliklerinden gelen küçük bir tıkırtıyı duydular. Tıkırtının peşinden gidince, taşların arasına sıkışmış bir deniz salyangozu buldular. Salyangozun kabuğu çatlamıştı.

Lira onu dikkatle yosunla sardı. Piku, kabuğundaki renkli ışıklardan birini salyangozun yanına bıraktı. Salyangoz rahatlayınca mağaranın duvarında gizli bir geçit açıldı. Geçidin sonunda tersine akan akıntı vardı. Su, aşağıya değil yukarıya doğru ilerliyor; önlerine çıkan her şeyi geri sürüklüyordu.

“Bu akıntıyı zorlayamayız,” dedi Lira. “Onun ritmini anlamalıyız.”

Velo, akıntının sesini dinledi. Piku, ışıklarını suyun dalgalanışına göre yakıp söndürdü. Lira da haritasındaki boşlukları izleyerek akıntının üç nefeste bir yavaşladığını fark etti. Üçü birlikte doğru anı bekledi. Akıntı yavaşlayınca hızla ilerlediler ve dikenli mercan geçidine ulaştılar.

Geçidin ortasında, Gülümseme Çanı duruyordu. Fakat çanın ipi, dikenli mercan dallarına dolanmıştı. Lira ipi çekmeye çalıştı, ama çan daha da sıkıştı. Piku küçük kollarıyla dalları ayırdı, Velo da mercanları ürkütmeden yumuşak bir melodi çaldı. Yine de ip kopacak gibi görünüyordu.

O sırada Lira haritaya baktı ve önemli bir şeyi fark etti. Haritanın kenarında, daha önce çizmediği ince bir çizgi vardı. Bu çizgi, mercanların arasından geçen dar bir yolu gösteriyordu. Lira o yolu izleyerek çanın arkasına dolaştı. Orada, ipin düğümünü tutan minik bir deniz kuşu gördü. Kuş, yuvasını çanın içine kurmuştu ve yavrularını korumak için ipi bırakmıyordu.

“Seni kovmayacağız,” dedi Lira. “Ama çanın yeniden çalması için birlikte bir çözüm bulabiliriz.”

Bir süre düşündüler. Piku, yakındaki boş bir deniz kabuğunu getirdi. Velo, kabuğun içini sıcak bir ezgiyle titreştirdi. Deniz kuşu, yeni yuvanın daha güvenli olduğunu anlayınca yavrularını oraya taşıdı. Böylece ip serbest kaldı.

Lira düğümü çözdü ve çanı usulca salladı. Gümüş bir ses Mercan Ormanı’na yayıldı. Sesin ulaştığı her yerde renkler geri döndü. Balıklar yeniden yollarını buldu, midyeler kabuklarını açtı, yengeçler neşeyle dans etmeye başladı. Deniz kuşu da yeni yuvasında huzurla uyudu.

Gümüşkabuk Koyu’na döndüklerinde Mercan Dede, Lira’nın haritasına dikkatle baktı.

“En iyi haritalar yalnızca yolları değil, yolların üzerindeki canlıları da gösterir,” dedi.

Lira o günden sonra haritalarına yalnızca kayaları ve akıntıları çizmedi. Yardım edilen salyangozu, yuva bulan kuşu, birlikte söylenen ezgileri ve paylaşılınca büyüyen cesareti de işaretledi. Mercan Ormanı’nın neşesi bir daha kaybolmadı; çünkü herkes, mutluluğun tek bir çanın sesinde değil, birbirini dinleyen dostların kalbinde yaşadığını öğrenmişti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu