Kelile ve Dimne

Kuyunun Kenarındaki Sessiz Terazi

Uzak ülkelerin birinde, tepeleri kekik kokan, dereleri gümüş gibi parlayan Sessizova adında bir vadi vardı. Bu vadide hayvanlar birlikte yaşar, her bahar büyük kuyunun çevresinde toplanıp yıl boyunca kullanacakları suyu adaletle paylaşırlardı. Kuyunun yanında duran eski taş teraziyi ise yalnızca en sabırlı ve dikkatli hayvan kullanabilirdi.

Bir gün vadinin yöneticisi olan yaşlı manda Börü, artık görevini gençlere bırakacağını açıkladı. “Teraziyi kim doğru kullanırsa su paylaşımını o yönetecek,” dedi. “Fakat unutmayın, terazinin dili yalnız ağırlığı değil, niyeti de tartar.”

Bu sözleri duyan iki arkadaş hemen öne çıktı. Biri hızlı konuşması ve keskin zekâsıyla tanınan sansar Sarpaydı. Diğeri ağır yürüyen, uzun uzun düşünen kirpi Pıtır’dı. Sarpay, “Bu iş için en uygun kişi benim. Bir damlanın bile hesabını göz açıp kapayıncaya kadar yaparım,” dedi. Pıtır ise gülümsedi: “Hızlı düşünmek güzeldir, ama doğru düşünmek daha güzeldir.”

Börü, ikisine de aynı görevi verdi. Vadinin üç mahallesine yetecek kadar suyu, taş teraziyi kullanarak paylaştıracaklardı. O gün kuyunun başına gelen herkes merakla bekledi.

İlk sırada Güneşli Yamaç mahallesi vardı. Sarpay, büyük kovayı terazinin bir kefesine koydu, diğerine de üç küçük taş bıraktı. Kova ağır basınca taşlardan birini hızla kenara attı. “Oldu işte!” diye seslendi. Fakat kovanın içindeki su daha taşınma başlamadan yarıya dökülmüştü.

Pıtır, yere saçılan suya baktı. “Kova çatlak,” dedi. Sarpay başını salladı. “Çatlak olsa bile bunun görevle ne ilgisi var? Terazi doğru tarttı.”

Sıra Çınar Dibi mahallesine gelince Sarpay daha büyük bir kovaya yöneldi. Bu kez de kuyunun ipi kısa olduğu için kova suya tam dalamadı. Sarpay, “Mahalleye biraz az su gider, sonra telafi ederiz,” diyerek ölçümü bitirdi. Sırasını bekleyen hayvanlar itiraz etmek istedi, ancak onun hızlı ve kendinden emin konuşması herkesi susturdu.

Pıtır ise önce kovaları inceledi. Çatlak olanı reçineyle kapattı, kısa ipin yanına sağlam bir ip bağladı. Sonra üç mahallenin kaç hayvan beslediğini sordu. Herkesin ihtiyacını ayrı ayrı dinledi. Bu yüzden işi uzun sürdü. Sarpay alay ederek, “Bir gün su paylaştırmak için bir ay düşünmeye gerek yok,” dedi.

Akşamüstü rüzgâr sertleşti. Sarpay’ın ölçtüğü suyun bir bölümü yolda döküldü ve Kuru Dere mahallesine neredeyse hiç su ulaşmadı. Susuz kalan hayvanlar kuyunun başına döndü. Sarpay hemen konuştu: “Rüzgâr suçlu! Ben görevimi yaptım.”

O sırada Börü, taş teraziyi yeniden ortaya koydu. Terazinin kefelerine birer kova yerleştirdi. Sonra Sarpay’ın kullandığı çatlak kovayı gösterdi. Kovanın içine su doldurunca, su ince bir çizgi hâlinde yere akmaya başladı. Terazinin dili bir yana eğildi.

“Gördün mü?” dedi Börü. “Terazi yalnız kovayı değil, kovadaki kaybı da gösteriyor. Bir işi çabuk yapmak, o işin eksiksiz yapıldığı anlamına gelmez.”

Sarpay utandı ama hatasını kabul etmekte zorlandı. “Peki, Pıtır’ın yöntemi her zaman mı doğrudur?” diye sordu.

Pıtır başını salladı. “Ben de her şeyi bilemem. Çok düşünürken başkalarını bekletebilirim. En doğrusu, senin hızını benim dikkatli bakışımla birleştirmek.”

Börü bu cevabı duyunca gülümsedi. Ertesi gün iki arkadaş görevi birlikte üstlendi. Sarpay kovaları sıraya dizip hesapları hızlıca yaptı. Pıtır ise ipleri, kulpları ve yolları kontrol etti. Birbirlerinin sözünü kesmeden çalışınca su, vadinin her köşesine yeterince ulaştı.

O günden sonra Sessizova’da karar vermeden önce herkes iki soru sormaya başladı: “Ne kadar hızlıyım?” ve “Neyi gözden kaçırıyorum?” Sarpay da Pıtır da anladı ki iyi bir yönetici, yalnızca doğru cevabı bulan değil, cevabın kimseyi geride bırakmadığından emin olan kişidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu