Kalbin Rengini Bulan İki Uçurtma

Çiçek kokulu Rüzgârkent’te, her yıl baharın ilk pazarında Uçurtma Şenliği yapılırdı. Kentin çocukları, renk renk uçurtmalarını tepedeki geniş çayıra götürür; iplerini gökyüzüne uzatıp dileklerini rüzgâra emanet ederdi. Ancak bu yıl şenlikten bir gün önce tuhaf bir şey oldu. Bütün uçurtmaların renkleri soldu. Kırmızı kuyruklar griye, sarı kanatlar solgun beyaza, mavi gövdeler de puslu bir renge dönüştü.
Uçurtma ustası Tonton Rami, atölyesinin kapısında başını kaşıdı. Renkleri geri getirmek için Gökkuşağı Çeşmesinden bir damla su gerektiğini biliyordu. Fakat çeşme, Yumuşak Tepeler’in ardında, yalnızca birbirine içtenlikle yardım eden iki kişinin birlikte ulaştığı yerde akardı.
Rami, iki özel uçurtmayı çağırdı. Biri, ince uzun kuyruğunda gümüş yıldızlar taşıyan Poyraz’dı. Diğeri, yuvarlak kanatlarında küçük çiçek desenleri bulunan Sedef’ti. Poyraz cesur, hızlı ve biraz da aceleciydi. Sedef ise sakin, dikkatli ve başkalarının duygularını kolayca anlayan bir uçurtmaydı.
Rami onlara küçük bir cam şişe verdi. Çeşmenin suyunu birlikte getirin, dedi. Unutmayın, şişe yalnızca iki kalp aynı dileği taşıdığında dolacak.
Rüzgârın Sınavı
Poyraz havalanır havalanmaz öne fırladı. Sedef, ipinin ucunda geride kalınca Poyraz seslendi: Benimle aynı hızda uçmalısın! Sedef kanatlarını daha güçlü çırpmaya çalıştı ama sert rüzgâr onu bir söğüt ağacının dallarına doğru sürükledi.
Poyraz hemen geri dönüp onun ipini yakaladı. İlk kez kendi hızını değil, Sedef’in rahatlığını düşündü. Birlikte yavaşladılar ve ağacın arasından güvenle geçtiler. Sedef gülümsedi. Sen bekleyince rüzgâr daha yumuşak esiyor, dedi.
Yolun ilerleyen bölümünde bu kez Poyraz’ın gümüş kuyruğu sivri bir kayanın çıkıntısına takıldı. Sedef hiç düşünmeden yanına sokuldu. Çiçek desenli kanatlarıyla ipi gevşetti, Poyraz da kuyruğunu dikkatlice kurtardı.
Poyraz şaşkınlıkla ona baktı. Beni bırakıp çeşmeye tek başına gidebilirdin, dedi.
Sedef başını salladı. Birlikte başladığımız yolu birlikte tamamlamak daha güzel.
Bir süre sonra dar bir vadinin üzerine geldiler. Vadiyi aşmak için aynı anda yükselmeleri gerekiyordu. Poyraz yukarı çekti, Sedef aşağıdan denge sağladı. Bazen biri güç verdi, bazen diğeri yön gösterdi. Hiçbiri diğerinin önüne geçmeye çalışmadı. Böylece ikisi, gökkuşağı renkli taşların parladığı tepenin ardına ulaştı.
Çeşmenin Sırrı
Gökkuşağı Çeşmesi, gümüş bir yaprağın içinden akıyordu. Suyun çevresinde yedi renkli kelebek dönüyor, her kanat çırpışında havaya ışıklı noktalar saçıyordu. Poyraz ve Sedef cam şişeyi çeşmenin altına tuttular. Fakat şişe boş kaldı.
O anda çeşmenin sesi duyuldu: Kalbinizde taşıdığınız dileği söyleyin.
Poyraz önce konuştu: Sedef’in benim kadar hızlı uçmasını değil, kendi kanatlarıyla özgürce uçmasını diliyorum.
Sedef de şöyle dedi: Poyraz’ın hiç yorulmadan ilerlemesini değil, gerektiğinde dinlenebileceği güvenli bir gökyüzü diliyorum.
Şişe birden ışıkla doldu. Poyraz ile Sedef, birbirlerine bakarken kalplerinin çevresinde pembe ve altın renkli iki küçük halka belirdi. Bu, sevginin birini kendine benzetmek değil, onun en güzel hâline ulaşmasına yardım etmek olduğunu anlatan eski bir işaretti.
Gökyüzünün Yeniden Gülümsemesi
İki uçurtma Rüzgârkent’e döndüğünde çocuklar onları neşeyle karşıladı. Rami, çeşmenin suyundan her uçurtmanın üzerine bir damla serpti. Bir anda gökyüzü renklerle doldu. Kırmızılar yeniden parladı, maviler derinleşti, sarılar güneş gibi ışıldadı. Poyraz’ın gümüş yıldızları ve Sedef’in çiçekleri ise eskisinden daha canlı görünüyordu.
Şenlik başladığında Poyraz ve Sedef aynı ipte uçmadılar. Her biri kendi ipiyle, kendi rüzgârını seçerek gökyüzünde süzüldü. Yine de aralarında uzun, ışıklı bir kurdele vardı. Kurdele bazen gevşiyor, bazen geriliyor, fakat hiç kopmuyordu.
Çocuklar bu manzarayı görünce dileklerini söylediler: Kimi ailesine daha çok yardım etmeyi, kimi arkadaşlarını daha dikkatli dinlemeyi diledi. Rüzgârkent’te o günden sonra sevgi, yalnızca güzel sözlerle değil, sabırla beklemek, cesaret vermek ve birbirinin ışığına yer açmakla anıldı.
Poyraz ile Sedef ise her bahar aynı gökyüzünde buluştu. Biri hızlandığında diğeri onu bekledi, biri yorulduğunda öteki yol gösterdi. Çünkü gerçek aşk masalları, iki kişinin birbirine sahip olduğu değil, birlikteyken ikisinin de daha özgür ve daha mutlu uçabildiği yerlerde başlardı.




