Deniz Kızı Masalları

İnci Fenerinin Sakladığı Şarkı

Denizin, gökyüzünün rengine göre her sabah başka bir maviye boyandığı Uldora Körfezi’nde Sedefay adında meraklı bir deniz kızı yaşardı. Sedefay, yosunlardan yapılmış kitapları okumayı, baloncuk trenlerini izlemeyi ve deniz kabuklarının içindeki uzak sesleri dinlemeyi çok severdi. En yakın arkadaşı, sırtında minik bir pusula taşıyan tombul mürekkep balığı Pofidi’ydi.

Uldora’nın tam ortasında, deniz tabanından yükselen uzun bir inci feneri vardı. Fener, yalnızca geceleri ışık saçmazdı; ışığı sayesinde kayıp yavru balıklar evlerini bulur, deniz kaplumbağaları güvenli akıntıları seçer, mercan bahçeleri de renklerini korurdu. Fakat bir sabah fenerin içindeki büyük inci karardı. Körfezin suyu hâlâ berraktı ama yollar birbirine karışmış, baloncuk trenleri yanlış duraklarda beklemeye başlamıştı.

Deniz halkı fenerin önünde toplandı. Kimi, ışığın içine daha fazla inci konulmasını önerdi. Kimi, en parlak deniz yıldızlarının çağrılmasını istedi. Sedefay ise fenerin tabanında incecik bir çatlak gördü. Çatlağın içinden, kimsenin daha önce duymadığı bir ezgi sızıyordu: üç kısa nota, bir uzun nota ve ardından sessizlik.

“Belki de fener ışığını kaybetmedi,” dedi Sedefay. “Belki dinlenilmediği için şarkısını sakladı.”

Pofidi pusulasını açtı. İbre, haritalarda bulunmayan Sessiz Çukur’u gösteriyordu. Sedefay, yanına küçük bir deniz kabuğu feneri alarak yola çıktı. Önce dikenli yosunların arasından geçti. Sonra, gövdesinde yıldız biçimli pencereler bulunan eski bir batık geminin yanından süzüldü. Geminin pencerelerinden biri hafifçe titriyordu. İçeride, yıllardır aynı notayı mırıldanan yaşlı bir balina salyangozu buldular.

Salyangoz, Sessiz Çukur’a giden yolu biliyordu ama yol boyunca herkesin kendi sesini dinlemesi gerektiğini söyledi. Sedefay gözlerini kapattı; suyun kıpırtısını, uzaktaki vatozların kanat çırpışını ve Pofidi’nin heyecanlı mürekkep baloncuklarını duydu. Pofidi de pusulasının tıkırtısını ilk kez fark etti. Böylece ikisi, farklı seslerin birlikte bir harita oluşturduğunu anladı.

Sessiz Çukur’a vardıklarında karşılarında büyük, saydam bir deniz kabuğu buldular. Kabuğun içinde, ışık yerine küçük anılar birikmişti: ilk yüzmeyi öğrenen bir yavru yunusun sevinci, yağmur sonrası kıyıda açan mavi çiçeğin kokusu, birbirine yol veren iki denizatının teşekkürü… Ancak bu anılar birbirine karıştığı için kabuk parlayamıyordu.

Sedefay deniz kabuğunu açmaya çalışmadı. Anıları zorla ayırmanın onları inciteceğini düşündü. Onun yerine her anıyı dinledi ve duyduğu güzelliği yüksek sesle anlattı. Pofidi de pusulasını kabuğun çevresinde döndürerek anıları sıraya koydu. Bir süre sonra kabuktan o tanıdık ezgi yükseldi: üç kısa nota, bir uzun nota ve ardından tatlı bir sessizlik.

Meğer inci feneri, körfezdeki herkesin yalnızca kendi sesini duyurmak istemesinden yorulmuştu. Fener, ışığını geri vermek için paylaşılmış anılardan oluşan bir şarkıya ihtiyaç duyuyordu. Sedefay ve Pofidi kabuğu Uldora’ya taşıdılar. Deniz halkı bu kez tartışmadan sustu. Herkes, yanındakinin sesini dikkatle dinledi ve kendi güzel anısını şarkıya ekledi.

İnci feneri birdenbire aydınlandı. Işık, suyun içinde uzun gümüş yollar çizdi; yosun kitaplıklarının sayfaları çevrildi, baloncuk trenleri doğru duraklarına ulaştı. O günden sonra Uldora’da her akşam bir dinleme saati düzenlendi. Deniz kızı masalları anlatılırken bile kimse söz kesmedi; çünkü herkes, en parlak ışığın bazen bir inci değil, başkasının sesine ayrılan dikkat olduğunu öğrenmişti. Sedefay ise fenerin yanına küçük bir tabela astı: “Şarkılar, dinleyen kalplerde tamamlanır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu