Güzel Masallar

Gümüş Yapraklı Dilek Sepeti

Uzak tepelerin ardında, sabahları çiğ damlalarıyla parlayan küçük bir köy vardı. Bu köyde yaşayanlar birbirine yardım etmeyi severdi; fakat son zamanlarda herkes kendi işiyle o kadar meşgul olmuştu ki selamlaşmalar bile kısalmış, gülüşler pencerelerin ardında kalmıştı. Köyün en meraklı çocuğu Mina, bütün bunları fark ediyor ve eski neşenin nereye gittiğini düşünüyordu.

Bir gün Mina, değirmenin arkasındaki yabani naneleri toplarken toprağın altında parlayan bir şey gördü. Eğilip toprağı elleriyle araladığında, gümüş yapraklarla örülmüş minicik bir sepet buldu. Sepetin sapında, “İçine konan iyilik büyür, paylaşılan dilek gerçeğe dönüşür,” yazıyordu.

Mina sepeti evine götürdü. İçine önce annesinin yorulmadan diktiği bir düğmeyi, sonra komşuları Şevket Amca’nın kendisine verdiği sıcak çöreğin kırıntısını koydu. O gece sepetten tatlı bir ışık yükseldi. Sabah olduğunda içinde gümüş renkli bir tohum duruyordu.

Mina tohumu köy meydanındaki kuru çeşmenin yanına ekti. Her sabah üzerine bir tas su döktü. Fakat su azdı; çünkü aylardır yağmur yağmıyor, çeşmenin taşları güneşte ısınıyordu. Mina yine de vazgeçmedi. Bir gün sepeti yanına alıp köyü dolaşmaya karar verdi. Her evde, insanların küçük de olsa yapabileceği bir iyilik aradı.

Fırıncıdan yaşlılara sıcak ekmek ayırmasını, marangozdan kırık oyuncakları onarmasını, çocuklardan da oyunlarına yalnız kalanları çağırmasını istedi. Kimi hemen kabul etti, kimi önce şaşırdı. Çünkü herkes büyük bir iş yapmadan da iyilik edilebileceğini unutmuştu.

İlk olarak fırıncı, sepetin içine yeni pişmiş bir simit koydu. Marangoz, minik bir tahta kuş bıraktı. Çocuklar, birlikte söyledikleri neşeli bir tekerlemeyi armağan etti. Şevket Amca ise yıllardır kimseye göstermediği renkli uçurtmasını getirip sepete bıraktı. Her iyilikten sonra sepet biraz daha parlıyor, içindeki tohum da büyüyordu.

Ancak köyün en zengin kişisi olan Varo, bütün bunları gereksiz buldu. “Bir sepetle yağmur yağmaz,” dedi. “İnsanlar önce kendi dileklerini düşünmeli.” Sonra sepeti gizlice alıp konağına götürdü. İçine altın yüzüğünü ve değerli taşlarını koydu. Sabah sepeti açtığında içinden ne ışık ne de tohum çıktı. Yalnızca bomboş bir yaprak vardı.

Varo bu duruma çok şaşırdı. O sırada konağın bahçesindeki susuz güllerin başlarını eğdiğini gördü. Mina’yı bulup sepeti neden çalıştıramadığını sordu. Mina yumuşak bir sesle, “Sepet, sahip olunanı değil, gönülden verilen şeyi büyütür,” dedi. Varo bir süre sustu. Sonra yıllardır kapalı duran ambarının kapılarını açtı ve köydeki herkes için un, mercimek ve tohum dağıttı.

Varo’nun iyiliğiyle sepet yeniden ışıldadı. O gece köy meydanındaki gümüş tohum çatladı. İçinden incecik bir filiz çıktı; filiz, sabaha kadar uzayıp dallandı ve üzerinde yüzlerce küçük yaprak belirdi. Her yaprağın içinde başka bir dilek parlıyordu: bol su, sağlıklı bir bahçe, yeni bir dostluk, neşeli bir pazar ve huzurlu günler.

Güneş doğarken gökyüzünde yumuşak bulutlar toplandı. Önce birkaç damla, ardından bereketli bir yağmur yağdı. Kuru çeşme yeniden şırıldadı, toprak kokusu bütün sokaklara yayıldı. İnsanlar yağmurun altında dans ederken Mina, sepetin artık kendi kendine parlamadığını fark etti. Çünkü köyün her yerinde iyilik ışığı vardı.

O günden sonra köylüler, dileklerini yalnızca istemekle kalmadı; gerçekleşmeleri için birbirlerine yardım etti. Mina ise gümüş yapraklı sepeti köy meydanında sakladı. Sepetin yanına küçük bir not astı: “En güzel masallar, bir kişinin dileğiyle değil, herkesin paylaştığı iyilikle yazılır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu