Ekin’in Cebindeki Minik Gökkuşağı

Ekin, küçük bir kasabada yaşayan neşeli bir çocuktu. Her sabah erkenden uyanırdı. Penceresini açar, gökyüzüne bakardı. Sonra çantasını alıp okula giderdi. Ekin’in en sevdiği şey, yerde bulduğu ilginç taşları ve yaprakları biriktirmekti.
Bir gün okul yolunda, çimenlerin arasında parlayan bir şey gördü. Eğilip baktı. Bu, avucuna sığacak kadar küçük bir gökkuşağıydı. Kırmızı, sarı, yeşil ve mavi renkleri vardı. Gökkuşağı, sanki minicik bir kurdele gibi ışıldıyordu.
Ekin onu dikkatle cebine koydu. “Ders çıkınca sahibini bulurum,” diye düşündü. O sırada okulun bahçesinde arkadaşları onu bekliyordu. Duru, Mert ve Nehir top oynuyordu. Ekin, bulduğu gökkuşağını onlara gösterdi.
“Ne güzel!” dedi Duru. “Bunu sınıfımıza asalım.”
“Belki de bir peri eşyasıdır,” diye fısıldadı Mert.
Nehir ise gökkuşağına yakından baktı. “Üzerinde küçük bir işaret var,” dedi. Gerçekten de gökkuşağının bir köşesinde minicik bir yıldız bulunuyordu.
Ders başlayınca öğretmenleri Lale Hanım sınıfa girdi. Çocuklar sıralarına oturdu. O gün ödevleri, “Bulduğunuz bir şeyi nasıl korursunuz?” sorusunu cevaplamaktı. Ekin, cebindeki gökkuşağını düşündü. Onu bulmuştu ama ona ait değildi. Bu yüzden ödev kâğıdına şunları yazdı: “Bir eşya bulursam önce sahibini ararım. Onu temiz ve güvenli bir yerde tutarım.”
Teneffüste Ekin, bahçeye çıktı. Gökkuşağını cebinden çıkarınca ışığı azaldı. Çocuklar şaşırdı. Ekin onu avucuna alınca renkler yine parladı.
“Belki sahibini özlemiştir,” dedi Nehir.
Çocuklar okulun her köşesine baktı. Kütüphaneye gittiler. Müzik odasına uğradılar. Çiçeklerin yanını kontrol ettiler. Kimse gökkuşağını aramıyordu. Ekin’in aklına bir fikir geldi.
“Onu bulduğum yere dönelim,” dedi.
Hep birlikte çimenliğe gittiler. Gökkuşağı birden havalandı. Yavaşça okulun arkasındaki eski değirmene doğru ilerledi. Ekin ve arkadaşları onu izledi. Değirmenin yanında, mor kanatlı küçük bir kelebek vardı. Kelebeğin kanadında da aynı yıldız işareti bulunuyordu.
Kelebek, gökkuşağının yanına uçtu. Gökkuşağı onun kanadına dokundu. O anda dört renk, kelebeğin kanadına dağıldı. Kelebek daha parlak görünmeye başladı.
“Demek gökkuşağı onundu!” dedi Mert.
Kelebek, Ekin’in etrafında üç kez döndü. Sonra çiçeklerin üzerine kondu. Ekin, cebinin artık boş olduğunu fark etti. Bir an üzüldü. Çünkü küçük gökkuşağını çok sevmişti.
Duru, onun omzuna dokundu. “Sen doğru olanı yaptın,” dedi. “Bazen güzel bir şeyi bırakmak zor olabilir. Ama sahibine vermek daha güzeldir.”
Ekin gülümsedi. Kelebek havalanınca arkasında renkli bir ışık bıraktı. Işık, yere küçük bir tohum düşürdü. Ekin tohumu aldı ve okul bahçesindeki boş toprağa ekti.
Çocuklar her gün tohumu suladı. Bir hafta sonra topraktan ince bir filiz çıktı. Filiz büyüdü. Sonunda üzerinde dört renkli, minicik çiçekler açtı. Çiçekler güneşte parlıyor, rüzgâr esince hafifçe sallanıyordu.
Lale Hanım çiçekleri görünce çok sevindi. “Bu bahçenin en güzel köşesi oldu,” dedi. “Çünkü burada yalnızca çiçekler değil, iyi bir davranış da büyüdü.”
Ekin o günden sonra bulduğu her şeyi dikkatle incelerdi. Bir kalem bulsa sahibini arardı. Bir oyuncak görse öğretmenine götürürdü. Arkadaşları da ona katılırdı. Böylece okulda 1. sınıf hikayeleri arasında anlatılacak güzel bir anı oluştu.
Mor kelebek ise ara sıra okul bahçesine gelirdi. Her gelişinde renkli çiçeklerin üzerinde uçardı. Ekin onu görünce el sallardı. Kelebek de kanatlarını açardı. Sanki “Teşekkür ederim,” der gibi parıldardı.
Ekin artık biliyordu: Bir şeyi bulmak güzel olabilirdi. Fakat doğru kişiye teslim etmek, kalbi daha da güzelleştirirdi.




