Kırmızı Çizmenin İçindeki Küçük Bahçe

Mina, okuldan eve dönerken yolun kenarında tek bir kırmızı çizme gördü. Çizme çamura batmıştı. Mina onu dikkatle yerden aldı. İçinde biraz toprak vardı. Toprağın ortasında da küçücük, yeşil bir filiz duruyordu.
“Merhaba küçük filiz,” dedi Mina. “Sen burada nasıl büyüdün?”
Filiz cevap vermedi. Ama yaprakları hafifçe sallandı. Mina, bunun bir selam olduğunu düşündü. Çizmesini evine götürdü. Onu odasının penceresinin yanına koydu. Sonra içine birkaç damla su verdi.
Ertesi sabah Mina büyük bir şaşkınlık yaşadı. Kırmızı çizmenin içi yemyeşil olmuştu. Minik bir çimen, iki sarı çiçek ve yuvarlak bir mantar vardı. Mantarın üstünde de minicik bir tabela duruyordu.
Tabelada şöyle yazıyordu: “Bu bahçe, iyi bakanın kalbini dinler.”
Mina yazıyı okuyunca gülümsedi. Fakat bahçeyi tek başına saklamak istemedi. Okulda en yakın arkadaşları Suna ve Bora’ya her şeyi anlattı. Üç arkadaş, bahçeyi görmek için Mina’nın evine gitti.
Suna, çantasından küçük bir kaşık çıkardı. “Bu kaşıkla toprağı havalandırabiliriz,” dedi.
Bora da cebinden mavi bir ip çıkardı. “Bununla çizmenin sapını sağlamlaştırırım,” diye ekledi.
Çocuklar birlikte çalıştı. Suna toprağı yumuşattı. Bora çizmenin sapını bağladı. Mina ise çiçeklere su verdi. O sırada kırmızı çizme birden hafifçe parladı. Çizmenin yan tarafında yeni bir yazı belirdi: “Bahçeler paylaşılınca büyür.”
Üç arkadaş bu sözü düşündü. Bahçeyi sadece kendileri görürse, kimseye yardım edemezdi. Ama onu bahçeye koyarlarsa belki herkes mutlu olabilirdi. Yine de kırmızı çizmenin kaybolmasından korkuyorlardı.
Ertesi gün öğretmenleri Nermin Hanım’a durumu anlattılar. Nermin Hanım onları dikkatle dinledi. “Okulun arka köşesinde boş bir tahta kutu var,” dedi. “Bahçeyi oraya taşıyabiliriz. Ama önce toprağın izin vermesi gerekir.”
Çocuklar kırmızı çizmenin yanına oturdu. Mina yavaşça konuştu: “Seni koruyacağımıza söz veriyoruz. Seni herkesin görebileceği bir yere götürmek istiyoruz.”
Çizmenin içindeki çiçekler bir anda başlarını kaldırdı. Filiz uzadı. Mantarın üstündeki tabela düştü. Altında küçük bir resim çıktı. Resimde okulun arka bahçesi vardı. Çocuklar bunun izin olduğunu anladı.
Mina ve arkadaşları çizmenin içindeki toprağı dikkatle tahta kutuya taşıdı. Filizi, çiçekleri ve mantarı yeni yerine yerleştirdiler. Sonra kutunun çevresine küçük taşlar dizdiler. Her çocuk bir taş getirdi. Taşların üzerine güzel sözler yazdılar.
- “Paylaşmak güzeldir.”
- “Birlikte çalışmak kolaydır.”
- “Küçük şeyler de büyüyebilir.”
İlk gün bahçe sessizdi. İkinci gün iki kelebek geldi. Üçüncü gün okulun en küçük öğrencileri bahçeyi fark etti. Çiçeklere dokunmadılar. Sadece uzaktan baktılar. Mina onlara bahçenin nasıl korunacağını anlattı.
Bir hafta sonra tahta kutuda yeni filizler çıktı. Renkleri birbirinden farklıydı. Biri mor, biri turuncu, biri de bembeyazdı. Okuldaki herkes bahçeye bir ad verdi: İyilik Bahçesi.
Bir sabah Mina, kırmızı çizmenin artık boş olduğunu gördü. İçinde yalnızca küçük bir tohum kalmıştı. Tohumun yanında şu cümle yazıyordu: “Beni başka bir yerde büyüt.”
Mina tohumu okulun yanındaki yaşlı ağacın dibine ekti. Suna su getirdi. Bora toprağı örttü. Üçü de sabırla bekledi. Birkaç gün sonra topraktan minicik bir yaprak çıktı.
Mina, yaprağa bakıp arkadaşlarına gülümsedi. O gün herkes şunu öğrendi: Bir iyilik, küçük bir tohum gibi başlar. Sevgiyle bakılırsa birçok kalbe ulaşır. Kırmızı çizme ise okulun kapısında durdu. Artık içi boştu, ama her gün yeni bir iyiliğe hazırdı.




