Bulut Terzisi ve Dikişsiz Yağmur

Ekin, okuldan eve dönerken gökyüzüne bakmayı çok severdi. Bulutların şekillerini inceleyip onlara isimler verirdi. Pamuk gibi olanlara “Yumuşaklar”, uzun ve ince olanlara “Gökyüzü Gemileri” derdi. Ancak o gün bulutlar eskisi gibi neşeli görünmüyordu. Gri bulutlar bir araya geliyor, sonra telaşla dağılıyordu. Gökyüzünde yağmur başlayacakmış gibi bir koku vardı ama tek bir damla bile düşmüyordu.
Ekin, kasabanın en yaşlı ağacı olan dut ağacının altında durduğunda kulağına incecik bir ses geldi.
“Dikişim tutmuyor!”
Ekin başını kaldırdı. Ağacın en yüksek dalında, avuç içi kadar küçük, yuvarlak bir bulut oturuyordu. Başında sarı bir yüksük, elinde gümüş renkli bir iğne vardı. Bulutun kenarları iplik iplik ayrılmıştı.
“Sen de kimsin?” diye sordu Ekin.
“Ben Pofra. Yağmur bulutlarının terzisiyim. Bulutların içindeki damlaları bir arada tutan gökyüzü dikişlerini onarırım. Fakat iğnemin ipliği bitti. İplik olmadan hiçbir bulut yağmur bırakamıyor.”
Ekin, Pofra’nın üzgün yüzüne bakınca ona yardım etmeye karar verdi. “İpliği nereden bulabiliriz?” diye sordu.
Pofra, dut ağacının gövdesindeki küçük bir kapıyı gösterdi. “Kasabanın altında, eski iplik mağarası var. Orada Güneş Teyze’nin eğirdiği renkli ipliklerden bulunur. Ama mağaranın kapısı yalnızca üç güzel düşünce duyunca açılır.”
Üç Güzel Düşünce
Ekin ile Pofra, küçük kapıdan geçerek merdivenlerden aşağı indiler. Mağaranın duvarları sedef gibi parlıyor, tavandan minik çanlar sarkıyordu. Kapının önünde üç taş duruyordu. Her taşın üzerinde bir soru yazılıydı.
İlk taş şöyle diyordu: “Bir şeyi paylaşınca neden azalmaz?”
Ekin düşündü. “Sevgi,” dedi. “Sevgi paylaşıldıkça çoğalır. Bir arkadaşımızla güzel bir söz paylaşırsak, ikimizin de içi ısınır.”
Taş, memnuniyetle parladı.
İkinci taş sordu: “Bir hata yaptığında ne yaparsın?”
“Önce hatamı kabul ederim,” dedi Ekin. “Sonra onarmanın bir yolunu ararım. Çünkü hata yapmak öğrenmenin durduğu değil, başladığı yerdir.”
İkinci taş da ışık saçtı.
Üçüncü taşın üzerinde ise şu yazıyordu: “Bir başkasının işini kolaylaştırmak neden değerlidir?”
Ekin, Pofra’ya baktı. “Çünkü herkesin bazen yardıma ihtiyacı olur. Küçük bir yardım, büyük bir işin tamamlanmasını sağlayabilir. Üstelik yardım eden kişi de kendini iyi hisseder.”
Üçüncü taş yerinden kıpırdadı ve mağaranın kapısı sessizce açıldı.
İpliğin Peşinde
İçeride binlerce iplik, renkli nehirler gibi uzanıyordu. Kırmızı iplikler cesareti, mavi iplikler sabrı, yeşil iplikler umudu, altın renkli iplikler ise dayanışmayı temsil ediyordu. Pofra, gümüş iplik aramaya başladı. Fakat raflar o kadar yüksekti ki ona yetişemiyordu.
Ekin çevresine bakındı. Mağaranın köşesinde eski bir tahta kutu gördü. Kutunun üzerinde “Birlikte düşünülürse yükseklik kısalır” yazıyordu. Ekin kutuyu rafın önüne çekti, Pofra da onun üzerine çıktı. Yine de ipliğe ulaşamadılar.
O sırada mağaradaki çanlar çalmaya başladı. Sesleri kasabaya kadar yükseldi. Ekin’in sınıf arkadaşları, öğretmenleri ve komşuları, dut ağacının altındaki küçük kapıdan mağaraya geldiler. Herkes bir fikir sundu. Narin, uzun cetvelleri birleştirmeyi; Cem, iplerden bir merdiven örmeyi; Suna ise bütün iplikleri düzenleyip gümüş ipin yerini bulmayı önerdi.
Birlikte çalışınca kısa sürede iplik rafına ulaştılar. Suna, gümüş ipliği buldu ve dikkatle Pofra’ya uzattı.
Dikişsiz Yağmur
Pofra, gümüş ipliği iğnesine geçirdi. Sonra en büyük bulutun kenarına uçup küçük, düzgün dikişler atmaya başladı. Ekin ve arkadaşları aşağıdan ona cesaret verdi. Son dikiş tamamlandığında gökyüzü bir anda sessizleşti.
Ardından ilk damla Ekin’in burnuna düştü. İkinci damla Narin’in avucuna, üçüncü damla da dut ağacının yapraklarına kondu. Çok geçmeden yağmur, kasabanın susamış bahçelerini serinletmeye başladı. Çiçekler başlarını kaldırdı, toprak mis gibi koktu.
Pofra, Ekin’e küçük bir gümüş yüksük verdi. “Bu, iyi düşünceleri hatırlaman için,” dedi. “Ne zaman biriyle sevgi, sabır ya da yardımlaşma hakkında konuşsan, yüksüğün parlayacak.”
Ekin yüksüğü cebine koydu. Ertesi gün sınıfta arkadaşlarına yaşadıklarını anlattı. Kimse onun sözlerine inanmak zorunda değildi; çünkü pencerenin dışındaki bulutlar, incecik gümüş ipliklerle dikilmiş gibi parlıyordu. O günden sonra kasabada yağmur yağdığında herkes gökyüzüne teşekkür etti. Ekin ise biliyordu ki en güzel yağmurlar, birlikte düşünülen güzel fikirlerden doğardı.




