Mor Kurdeleye Saklanan Yol

Kasabanın en eski sokağında, pencereleri rengârenk çiçeklerle süslü küçük bir terzi dükkânı vardı. Dükkânda Narin’in dedesi Cemil Usta çalışırdı. Narin, okuldan sonra dedesine yardım etmeyi sever; düğmeleri renklerine göre dizer, iplikleri makaralara sarar ve kumaş parçalarından küçük hayvanlar yapardı. Ancak o hafta kasabada herkesin konuştuğu bir sorun vardı. Her yıl baharın gelişini kutlamak için kurulan büyük renk çadırı bu kez bir türlü tamamlanamıyordu.
Çadırın direkleri hazırdı ama süsleri, bayrakları ve ortadaki kocaman kumaş çiçeği kayıptı. Üstelik bayram sabahına yalnızca iki gün kalmıştı. Meydanın ortasında duran boş direkler, rüzgârda ince ince sallanıyor, kasaba halkı ne yapacağını düşünüyordu.
Narin, dedesinin dikiş kutusunu düzenlerken kapağın altında sıkışmış mor bir kurdele buldu. Kurdele, öteki kumaşlardan farklıydı. Güneş vurduğunda üzerinde minicik gümüş noktalar parlıyor, gölgede ise sanki fısıldıyordu. Narin kulağını yaklaştırınca çok hafif bir ses duydu: “Eksik olanı bulmak için önce paylaşmayı öğren.”
“Dede, bu kurdele konuştu!” diye seslendi.
Cemil Usta gözlüklerinin üzerinden kurdeleye baktı. “Bazı kumaşlar, onlara iyi davrananların sırlarını saklar,” dedi. “Ama ne anlattığını anlamak için sabırlı olmalısın.”
Narin kurdeleyi avucuna aldı. Kurdele kıvrılarak dükkânın kapısına, oradan da meydana doğru uzandı. Narin peşinden gitti. İlk olarak fırının önünde durdu. Fırıncı Rıza Amca, bayram için ekmek yetiştirmeye çalışıyordu. Narin onun tepsileri taşımakta zorlandığını görünce yardım etti. Rıza Amca da çadır için un çuvallarından yapılmış sağlam ipler verebileceğini söyledi.
Kurdele sonra marangoz Suna Hanım’ın atölyesine yöneldi. Suna Hanım, kırılan süs direklerini onarmaya uğraşıyordu. Narin yerdeki küçük tahta parçalarını topladı, onları uzunluklarına göre ayırdı. Suna Hanım, bu parçalarla renkli bayrakları asacak yeni çerçeveler yapabileceğini fark etti.
Derken kurdele, okulun bahçesine girdi. Orada Narin’in sınıf arkadaşları bulunuyordu. Herkes çadır için bir şey yapmak istiyor, fakat kimse nereden başlayacağını bilmiyordu. Narin, “Hepimizin farklı bir becerisi var. Birlikte çalışırsak eksikleri tamamlayabiliriz,” dedi.
Ali, güzel resim yaptığı için kumaşlara desen çizmeyi üstlendi. Zeynep, yazısı çok düzgün olduğundan bayram dileklerini hazırladı. Kerem, düğüm atmayı bildiği için ipleri bağladı. Sessizce duran Elif ise müzik kulağı sayesinde bayrakların hangi renkte yan yana daha uyumlu görüneceğini söyledi. Her çocuk küçük bir iş seçti. Mor kurdele, yaptıkları her yardımın ardından biraz daha parlıyor, yolu da biraz daha uzatıyordu.
Sonunda kurdele onları kasabanın eski su değirmeninin yanındaki kapalı kulübeye götürdü. Kulübenin içinde, yıllardır kullanılmayan büyük bir sandık vardı. Narin kapağı dikkatle açınca içinden rengârenk kumaşlar, eski bayraklar ve ortasında gümüş iplikle işlenmiş kocaman bir çiçek çıktı. Sandığın üzerinde şu yazıyordu: “Birlikte hazırlanan neşe, hiçbir rüzgârda kaybolmaz.”
Narin, çiçeği meydana getirdi. Kasaba halkı kumaşları yıkadı, çocuklar desenleri tamamladı, büyükler direkleri sağlamlaştırdı. Herkes kendi emeğini ortaya koyunca çadır beklenenden daha güzel oldu. Ortadaki büyük çiçek açıldığında, mor kurdele içindeki gümüş noktalar gökyüzüne yükseldi ve binlerce küçük ışığa dönüştü.
Bayram günü meydan, çocukların yaptığı resimlerle, fırıncının sıcak ekmek kokusuyla ve renkli bayraklarla doldu. Cemil Usta, mor kurdeleyi yeniden dikiş kutusuna koyarken Narin’e gülümsedi.
“Sırrı buldun mu?” diye sordu.
Narin başını salladı. “Evet. Bazen kaybolan şey, tek bir kişinin bulacağı bir eşya değildir. Herkes elindekini paylaşınca eksik olan kendiliğinden tamamlanır.”
O günden sonra kasabada bir iş zor göründüğünde kimse “Bunu kim yapacak?” diye sormadı. Önce, “Ben ne katabilirim?” dediler. Mor kurdele ise dikiş kutusunda sessizce durdu; fakat biri içtenlikle yardım ettiğinde gümüş noktaları yeniden ışıldadı.




