3. Sınıf Hikayeleri

Kum Saati Ormanındaki Unutkan Salyangoz

Aras, okulun arka bahçesindeki eski kulübede merakla dolaşmayı çok severdi. Bir gün rafın arkasında, iki cam küresi ve gümüş renkli ince bir çerçevesi olan tuhaf bir kum saati buldu. İçindeki kumlar sarı değil, minik yıldızlar gibi parlıyordu. Kumlar aşağıya aktıkça saatten yumuşak bir tıkırtı yükseliyordu.

Aras saati eline alınca kulübenin duvarında saklı duran bir yazı belirdi: “Kum durursa, ormanın ritmi şaşar. Onu yeniden akıtacak kişi, en hızlı olan değil, en dikkatli dinleyendir.”

Bu cümle Aras’ın aklına takıldı. Saati okul çantasına koyup bahçenin ilerisindeki Meşealtı Ormanı’na gitti. Ormanın girişinde, sırtında renkli bir yaprak taşıyan küçük bir salyangoz gördü. Salyangozun adı Vınvın’dı. Adı hızlı bir canlıyı çağrıştırsa da Vınvın oldukça yavaş ilerliyor, üstelik nereye gittiğini sık sık unutuyordu.

“Kum saatini mi arıyorsun?” diye sordu Vınvın.

Aras şaşırdı. “Saat zaten bende. Fakat içindeki kumlar birden durdu.”

Vınvın başını salladı. “Öyleyse ormanın üç ritim taşını bulmalıyız. Biri dinlemenin, biri paylaşmanın, biri de sabrın sesini taşır. Bu taşlar yerine konmazsa kumlar yeniden akmaz.”

İlk Ritim Taşı

İlk taşı bulmak için çınarların arasındaki küçük açıklığa vardılar. Burada kuşlar aynı anda öterek birbirlerinin sesini bastırıyordu. Serçeler, kargalar ve bülbüller kimin daha güzel söylediğini kanıtlamaya çalışıyordu. Ancak ortadaki taş, bütün gürültüye rağmen sessizce parlıyordu.

Aras hemen bağırmak yerine gözlerini kapattı. Önce uzaklardaki suyun şıpırtısını, sonra dalların hışırtısını, en sonunda da tek bir serçenin titrek sesini duydu. Serçe, yuvasından düşen kuru dalları yeniden taşımaya çalışıyordu.

Aras bunu diğer kuşlara anlattı. Kuşlar susunca serçenin yardım istediğini fark ettiler. Hep birlikte dalları taşıdılar ve yuvasını onardılar. Taş, bir çan gibi ince bir ses çıkararak Aras’ın avucuna yükseldi. Vınvın gülümsedi: “Bazen çözüm, en yüksek sesi çıkarmakta değil, küçük bir sesi duymaktadır.”

Paylaşmanın Parlaklığı

İkinci ritim taşı, böğürtlen çalılıklarının arkasında bulundu. Taşın çevresinde tavşanlar, sincaplar ve kirpiler bekliyordu. Ormanın bu bölümünde meyveler boldu ama herkes en büyük ve en tatlı böğürtlenleri kendisi almak istiyordu. Bu yüzden sepetler devrilmiş, dallar birbirine dolanmıştı.

Aras, “Herkes bir süre durup elindekini ortaya koysa nasıl olur?” dedi. Bazıları bu öneriyi istemese de Vınvın kendi yaprağındaki üç küçük böğürtleni yere bıraktı. Ardından tavşanlar havuçlarını, sincaplar fındıklarını, kirpiler de elmalarını getirdi. Meyveler karıştırılınca herkesin seveceği renkli bir sofra oluştu.

Üstelik büyük meyvelerin arasında küçük böğürtlenlerin de ne kadar güzel göründüğünü fark ettiler. İkinci taş ışıldadı ve Aras’ın cebine kondu. Aras, paylaşmanın yalnızca yiyeceği çoğaltmadığını, dostluğu da büyüttüğünü anladı.

Bekleyen Tohum

Üçüncü ritim taşı, ormanın en sessiz yerindeki toprak tepenin altındaydı. Burada hiçbir çiçek açmıyor, hiçbir filiz görünmüyordu. Vınvın toprağı göstererek “Taşın yeri burada, fakat tepeyi aceleyle kazarsak tohumu incitebiliriz,” dedi.

Aras küçük bir dal buldu. Toprağı yavaşça yokladı. Bir süre sonra ince bir çıtırtı duydu. Bu, toprağın altındaki uykucu bir tohumun sesiydi. Aras kazmayı bıraktı, çevreye birkaç damla su serpti ve beklemeye başladı. İlk dakikada hiçbir şey olmadı. Sonra ikinci dakikada da değişiklik görülmedi. Aras sıkılmaya başlayınca Vınvın, “Her güzel şey hemen görünmek zorunda değildir,” diye fısıldadı.

Güneş, yaprakların arasından aşağıya süzülürken toprak hafifçe kabardı. Yeşil bir filiz ortaya çıktı. Filizin kökleri üçüncü taşa sarılmıştı. Aras taşı dikkatle çıkardı; filizi ise olduğu yerde bıraktı.

Kumların Yeniden Akışı

Üç taş kum saatinin çevresine yerleşince gümüş çerçeve parlamaya başladı. Fakat kumlar hâlâ hareket etmiyordu. Aras yazıyı yeniden hatırladı: Dikkatle dinlemek, paylaşmak ve sabretmek yetmezdi; bunları doğru zamanda bir araya getirmek gerekiyordu.

Önce kuşları çağırdı. Kuşlar sessiz bir ezgi söyledi. Ardından hayvanlar ortak sofradan kalan meyveleri ormandaki küçük canlılara dağıttı. Son olarak herkes filizin yanında kıpırdamadan bekledi. Filiz, güneşe doğru uzandığı anda kum saatinin içindeki yıldızlar yeniden akmaya başladı.

Ormanda çınlayan ses, bir müzik kadar neşeliydi. Çiçekler açıldı, dereler berrakça akmaya başladı. Vınvın ise nereye gittiğini ilk kez unutmadan Aras’ı okulun kulübesine kadar götürdü.

Aras kum saatini rafına bırakırken içindeki kumların artık zamanı değil, güzel davranışların değerini gösterdiğini düşündü. Ertesi gün sınıfta arkadaşları bir ödev yüzünden anlaşamayınca hemen konuşmaya başlamadı. Önce herkesi dinledi, sonra görevleri paylaştırdı ve biraz beklemeyi önerdi. Kısa sürede herkesin katkısıyla harika bir çalışma ortaya çıktı.

O günden sonra Aras, hızlanmadan önce dinlemeyi, sahip olduklarını paylaşmayı ve bazı güzellikler için sabırla beklemeyi hiç unutmadı. Kulübedeki kum saati de her akşam usulca tıkırdayarak ona bunu hatırlattı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu