Küçük Efe’nin Uçan Tebeşiri

Efe, küçük bir kasabada yaşayan neşeli bir çocuktu. Her sabah erkenden uyanır, çantasını sırtına takar ve okul yoluna çıkardı. Okulun bahçesinde büyük bir taş duvar vardı. Bu duvarda renkli yollar, evler ve gülen yüzler çiziliydi. Çocuklar teneffüste bu resimlere bakmayı çok severdi.
Bir pazartesi sabahı Efe bahçeye geldiğinde şaşırdı. Duvarın üzerindeki bütün çizgiler silinmişti. Evlerin çatısı yoktu. Yollar yarım kalmıştı. Gülen yüzler de bomboş görünüyordu.
Öğretmenleri Duru Hanım, duvarın önünde durdu.
“Bu resimler çocukların güzel düşünceleriydi,” dedi. “Belki onları yeniden çizebiliriz.”
Efe hemen çantasını açtı. Fakat içinde yalnızca iki kuru kalem ve küçük bir silgi vardı. Tam o sırada taş duvarın dibinde parlak bir şey gördü. Bu, mavi çizgili bir tebeşirdi.
Efe tebeşiri eline aldı. Tebeşir birden havaya yükseldi. Önce küçük bir daire çizdi. Sonra havada dönerek duvara doğru uçtu. Duvara değmeden, masmavi bir yol oluşturdu.
Çocuklar şaşkınlıkla alkışladı.
“Ne güzel bir tebeşir!” diye bağırdı Efe.
Fakat tebeşir bir anda durdu. Çizdiği yolun ucu yarım kaldı.
Efe yeniden denedi. Tebeşir uçtu, bir ev çizdi, sonra yine durdu. Ne kadar uğraşsa da resimler tamamlanmıyordu.
Duru Hanım gülümsedi.
“Belki bu tebeşirin bir kuralı vardır,” dedi. “Bazı sihirli şeyler, yalnızca iyi bir amaç için çalışır.”
İlk İyilik
O sırada bahçe kapısının yanında yeni bir öğrenci duruyordu. Çocuk, sınıfını bulamamıştı. Elindeki kâğıda bakıyor, etrafına çekinerek göz gezdiriyordu.
Efe hemen yanına gitti.
“Merhaba, ben Efe. Sınıfını birlikte bulalım,” dedi.
Yeni öğrencinin adı Can’dı. Efe onu birinci sınıfa götürdü. Can teşekkür edince mavi tebeşir yeniden parladı. Havaya yükseldi ve duvara uzun, düzgün bir yol çizdi. Yolun sonunda küçük bir okul resmi belirdi.
Çocuklar bunun ilk ipucu olduğunu anladı. Tebeşir, biri iyilik yapınca çalışıyordu.
Kasabanın Eksik Resmi
Ertesi gün çocuklar duvarı tamamlamak için görev paylaştı. Biri ağaç çizecekti. Biri kuş çizecekti. Efe de okulun önüne bir oyun alanı yapacaktı.
Ancak öğle vakti rüzgâr çıktı. Bahçedeki kâğıtlar uçuştu. Boyalar yere devrildi. En önemlisi, okulun küçük bahçıvanı Nuri Amca’nın diktiği fidan eğildi.
Çocuklar hemen fidanın yanına koştu. Efe bir çubuk buldu. Can ip getirdi. Diğer çocuklar toprağı elleriyle bastırdı. Hep birlikte fidanı doğrulttular.
Nuri Amca çok sevindi.
“Bir ağaç, tek bir elin gücüyle değil, birçok yardımsever el ile büyür,” dedi.
Bu sözleri duyan tebeşir, çocukların başlarının üzerinde üç kez döndü. Sonra duvara yeşil yapraklar çizdi. Fidanın dalları resimde büyüdü. Üzerine kırmızı elmalar eklendi.
Çocuklar sevinçle zıpladı. Fakat duvarın tam ortasında boş bir yer kaldı. Orada büyük bir kalp çizilmesi gerekiyordu.
Kalbin Rengi
Efe tebeşiri eline aldı. “Ben kalbi çizeyim,” dedi. Ama aklına bir soru geldi.
“Kalbin rengi ne olmalı?”
Çocuklar farklı cevaplar verdi. Can mavi dedi. Başka biri sarı istedi. Bir başkası mor rengi sevdi.
Sonra Efe, “Her rengin yeri olsun,” dedi. “Çünkü herkesin sevdiği renk farklı olabilir.”
Çocuklar ellerindeki renkleri bir araya getirdi. Mavi tebeşir, kırmızı boya, sarı kalem ve yeşil pastel yan yana durdu. Efe uçan tebeşiri gökyüzüne kaldırdı. Tebeşir önce kırmızı bir çizgi çekti. Ardından mavi, sarı, mor ve yeşil çizgiler geldi. Renkler birleşti ve kocaman, rengârenk bir kalp oluştu.
O anda duvardaki bütün resimler parladı. Evler tamamlandı. Yollar birleşti. Kuşlar kanat çırptı. Oyun alanında çocuklar için salıncaklar belirdi.
Mavi çizgili tebeşir yavaşça yere indi. Artık uçmuyordu. Efe onu duvarın yanındaki küçük kutuya koydu.
Duru Hanım, “Bu tebeşir artık okulun ortak eşyası,” dedi. “Onu yalnızca yardım etmek ve güzellik katmak için kullanacağız.”
O günden sonra çocuklar her gün bir iyilik yapmaya çalıştı. Bazen bir arkadaşlarına kitap taşıdılar. Bazen yere düşen çöpleri topladılar. Bazen de yalnız oturan bir çocuğu oyuna çağırdılar.
Duvar hiç eskimedi. Çünkü üzerinde yalnızca renkler değil, çocukların güzel davranışları da vardı. Efe ise şunu öğrendi: En güçlü sihir, iyilik için birleşen küçük ellerin içindeydi.
