Tarçın Kuyruğundaki Yedi Renk

Gökçınar Vadisi’nde sabahlar, her zamankinden daha sessiz başlamıştı. Bir zamanlar pembe, sarı ve mor çiçeklerle kaplı çayırlarda şimdi yalnızca yeşil otlar uzanıyordu. Kuşlar şarkı söylüyor, arılar çiçek arıyor, ama dallarda açacak tek bir tomurcuk bile bulamıyordu. Vadinin kıyısındaki küçük kovukta yaşayan Tarçın adlı tilki, bu değişikliği herkesten önce fark etmişti. Tarçın’ın kuyruğunda güneşe göre renk değiştiren yedi ince çizgi vardı. Ancak o gün çizgilerin hepsi soluk bir kahverengiye dönmüştü.
Tarçın, yaşlı söğüdün altında yaşayan Bilge Kaplumbağa’ya gidip durumu anlattı. Kaplumbağa, gözlerini yavaşça kırpıştırarak, “Çiçekler yalnızca suyla değil, iyi dinlenmiş sözlerle de büyür,” dedi. “Vadinin en yüksek yerinde, unutulmuş bir çan çiçeği bulunur. Onun yaprakları ancak bütün canlılar aynı dileği içtenlikle söylediğinde parlar. Fakat dileği bulmak için önce vadinin dört köşesindeki sesleri dinlemelisin.”
Tarçın hemen yola çıktı. İlk olarak dere kenarına gitti. Orada kunduzlar, suyun önüne küçük dallar diziyor ve “En güzel yuva bizimki olacak,” diye birbirlerine sesleniyordu. Tarçın dikkatle dinleyince dalların arasından ince bir su sesi duydu. Kunduzların kendi yuvalarına ayırdığı dallardan bazıları dereyi tıkamıştı. Tarçın kimseyi suçlamadan, “Su yolunu biraz açarsanız herkesin yuvasına daha serin bir esinti gelir,” dedi. Kunduzlar denemeyi kabul etti. Dalların bir bölümünü kenara taşıyınca dere neşeyle akmaya başladı.
İkinci köşede, çayırın ortasında serçeler birbirlerinin sözünü kesiyordu. Her biri en güzel ötüşün kendisine ait olduğunu düşünüyor, bu yüzden hiçbir ezgi tamamlanamıyordu. Tarçın onlara küçük bir oyun önerdi: Önce bir serçe ötecek, diğerleri susup dinleyecek, sonra duydukları ezgiyi kendi sesleriyle sürdürecekti. Serçeler ilk kez birbirlerinin sesindeki küçük kıvrımları fark etti. Kısa süre sonra tek bir kuşun şarkısı değil, gökyüzünü dolduran uyumlu bir koro duyuldu.
Üçüncü köşede tavşanlar, havuçlarını paylaşmaya çalışırken anlaşmazlığa düşmüştü. Büyük havuçları kimin alacağına karar veremiyor, küçük havuçları da beğenmiyorlardı. Tarçın, havuçları boylarına göre sıralamak yerine her birini dilimlemeyi önerdi. Böylece herkes büyükten de küçüğünden de tadabildi. Tavşanlar, adil paylaşımın her zaman eşit büyüklükte parçalar vermek değil, kimsenin dışarıda kalmamasını sağlamak olduğunu anladı.
Dördüncü köşede ise kelebekler, hangi çiçeğin en güzel renge sahip olduğu üzerine tartışıyordu. Bir kelebek kırmızıyı, bir başkası maviyi, bir diğeri de beyazı savunuyordu. Tarçın kuyruğunu havaya kaldırdı. Yedi renkli çizgileri hâlâ solgundu, ama her biri ayrı ayrı seçilebiliyordu. “Belki de güzellik tek bir renkte değil, renklerin yan yana durmasındadır,” dedi. Kelebekler kanatlarını aynı anda açınca güneş ışığı onların üstünde parlak bir gökkuşağı oluşturdu.
Tarçın dört köşede duyduğu sesleri izleyerek vadinin en yüksek tepesine çıktı. Orada, taşların arasında küçücük bir çan çiçeği duruyordu. Çiçeğin başı eğik, yaprakları kapalıydı. Tarçın gözlerini kapattı ve vadide duyduğu bütün sesleri hatırladı: akan suyu, uyumlu kuşları, paylaşılan havuçları ve birlikte parlayan kanatları. Sonra yüksek sesle, “Herkesin sesi duyulsun, herkesin iyiliği çoğalsın,” dedi.
Vadinin dört köşesinden aynı dilek yükseldi. Kunduzlar, serçeler, tavşanlar ve kelebekler bu kez birbirlerinin sözünü kesmeden konuştu. Çan çiçeği önce hafifçe titredi, sonra gümüş gibi bir sesle açıldı. Açılan yapraklardan yayılan ışık, Tarçın’ın kuyruğuna değdi. Kahverengi çizgiler birer birer canlandı; kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renkler yeniden parladı.
Ertesi sabah Gökçınar Vadisi’nde tek bir çiçek değil, binlerce çiçek açmıştı. Dere daha temiz akıyor, kuşlar sırayla şarkı söylüyor, tavşanlar sofralarını herkese açıyordu. Kelebekler de artık bir rengi ötekinden üstün tutmuyordu. Tarçın, vadinin en sevilen canlısı olduğu için değil, başkalarını dikkatle dinlemeyi öğrendiği için mutluydu. O günden sonra vadide bir sorun çıktığında herkes önce susup dinler, sonra birlikte çözüm arardı. Tarçın’ın yedi renkli kuyruğu ise onlara hep şunu hatırlatırdı: Birlikte yaşamanın en güzel rengi, herkesin paylaştığı renktir.




