Ezop Masalları

Meşe Palamudunun Sessiz Sırrı

Çınar Tepesi’nde sonbahar, yaprakları altın rengine boyamıştı. Ormandaki hayvanlar, kış gelmeden önce yiyeceklerini toplamaya hazırlanıyordu. O yıl tepede, daha önce hiç görülmemiş kadar büyük bir meşe palamudu yetişmişti. Palamut, yuvarlak ve parlaktı; neredeyse küçük bir karpuz büyüklüğündeydi. Onu kış ambarına götürebilen hayvanın bütün orman tarafından övüleceği konuşuluyordu.

Saksağan Fiske, palamudu görünce kanatlarını kabarttı. “Bunu elbette ben taşıyacağım,” dedi. “Gökyüzünden süzülür, onu istediğim yere bırakırım. Hem herkes ne kadar güçlü olduğumu görür.”

Porsuk Badem burnunu havaya kaldırdı. “Benim pençelerim daha kuvvetli. Palamudu toprağın üzerinde sürükleyerek götürürüm.”

O sırada çalıların arasından küçük sincap Suna çıktı. Suna’nın kuyruğu kabarık, adımları sakindi. Palamuda baktı, sonra tepenin aşağısındaki uzun ve taşlı yolu inceledi.

“Bu palamut çok ağır,” dedi. “Onu tek başına taşımaya çalışmak yerine bir plan yapmalıyız. Önce yolu temizler, sonra yuvarlanmaması için yanına dallardan küçük setler kurarız. Böylece herkes biraz yardım edebilir.”

Fiske güldü. “Senin planın günler sürer. Benim kanatlarım varken neden dallarla uğraşayım?”

Badem de başını salladı. “Çok düşünmek bazen işi zorlaştırır. Güçlü olan, hemen başlar.”

Hayvanlar yarışmaya karar verdi. Fiske palamudu gagasıyla kavramaya çalıştı. Önce biraz yükseldi, fakat palamut ağırlaşınca kanatları titredi. Birkaç karış sonra palamut elinden kayıp yumuşak çimenlerin üzerine düştü. Neyse ki kırılmamıştı.

Badem ise palamudu itmeye koyuldu. Düzlükte işler yolunda gidiyordu. Fakat yolun ortasında sivri taşların bulunduğu eğimli bir bölüm vardı. Palamut taşlara çarpıp sağa sola savrulmaya başladı. Badem peşinden koştu, ancak onu durduramadı. Büyük palamut, dikenli çalıların arasına sıkıştı.

Suna hiçbir şey söylemeden çalışmaya başladı. İnce dalları topladı, taşları kenara çekti ve yumuşak yapraklardan bir yol döşedi. Ardından arkadaşlarına görev verdi. Kirpi Pıtır küçük taşları taşıdı. Ceylan Narin uzun dalları sürükledi. Kurbağa Vızır, palamudun önündeki çukurları gösterdi. Fiske de yüksekten uçarak yolun en güvenli yerlerini haber verdi. Badem, palamudu çalıların arasından çıkarmak için güçlü pençelerini kullandı.

Akşamüstü olduğunda yol hazırdı. Hayvanlar dallardan iki uzun kızak yaptı ve palamudu aralarına yerleştirdi. Sonra hep birlikte yavaşça çekmeye başladılar. Suna önde yürüyüp “Şimdi duralım, burada bir taş var,” diyordu. Fiske yukarıdan yolu kontrol ediyor, Badem arkadan itiyor, diğerleri de kızak iplerini tutuyordu.

Bir süre sonra gökyüzü grileşti. Uzakta gök gürledi. Yağmur başlamadan önce palamudu ambara ulaştırmaları gerekiyordu. Fiske telaşlanıp “Daha hızlı!” diye bağırdı. Suna ise başını iki yana salladı. “Hızlanırsak kızak devrilebilir. Sağlam adım, acele adımdan iyidir.”

Hayvanlar onun sözünü dinledi. Birlikte, dikkatli adımlarla ilerlediler. İlk yağmur damlaları düşerken palamut ambarın kapısından içeri girdi. Tam o anda gökyüzü sağanakla boşaldı. Herkes ıslansa da yiyecekleri güvendeydi.

Fiske, Suna’nın yanına sokuldu. “Ben herkese gücümü göstermek istedim,” dedi. “Oysa sen, herkesin gücünü bir araya getirdin.”

Badem de gülümsedi. “Bundan sonra yalnızca kuvvetime değil, iyi bir plana da güveneceğim.”

Suna, palamudu arkadaşlarıyla eşitçe paylaştırdı. Çünkü ona göre başarı, tek bir hayvanın övgüsü değil, birlikte yapılan güzel işin meyvesiydi. O günden sonra Çınar Tepesi’nde bir işe başlamadan önce herkes aynı soruyu sormaya başladı: “En gösterişli yol hangisi?” değil, “Hepimiz için en akıllı ve güvenli yol hangisi?”

Bu küçük ormanda ezop masalları arasında anlatılacak yeni bir ders doğdu: Gösteriş çabuk parlar, fakat sabırla kurulan dayanışma en ağır yükü bile kolaylaştırır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu