1. Sınıf Hikayeleri

Minik Kâğıt Kayığın Büyük Dönüşü

Ece, her sabah okula giderken aynı yoldan yürürdü. Yolun kenarında küçük bir dere vardı. Dere, taşların arasından şıpır şıpır akardı. Ece, suyu dinlemeyi çok severdi. Bazen suya el sallar, bazen de ona günaydın derdi.

Bir pazartesi sabahı Ece, derenin kıyısında beyaz bir kâğıt gördü. Kâğıt, güzelce katlanmıştı. Bir ucu sivriydi. Küçük bir kayığa benziyordu. Üzerinde sarı bir güneş ve mor bir çiçek resmi vardı.

Ece kayığı eline aldı. “Acaba bunu kim yaptı?” diye düşündü. Kâğıdın arkasında küçük harflerle bir cümle yazıyordu: “Beni doğru yere götür.”

Ece, kayığı çantasına koymadı. Onu dikkatle avucunda tuttu. Okula gidince arkadaşlarına sormaya karar verdi.

Kayığın Sahibi

Sınıfa girince Ece, kayığı arkadaşlarına gösterdi. Arda hemen yanına geldi. “Belki kayık benimdir,” dedi. Fakat kayığın üzerindeki resimleri o çizmemişti. Nisa da kayığı inceledi. “Bu çiçek, okul bahçesindeki mor çiçeğe benziyor,” dedi.

Öğretmenleri Meral Hanım çocukları dinledi. Sonra gülümsedi. “Bir eşya sahibini arıyorsa, ona yardım edebiliriz. Ama acele etmeden düşünmeliyiz,” dedi.

Çocuklar sırayla fikir söyledi. Arda, kayığı derenin aşağısına bırakmayı önerdi. Nisa, okul panosuna not asmayı düşündü. Ece ise kayığın suya atılmadan önce sahibini bulması gerektiğini söyledi. Çünkü kâğıt kayık ıslanırsa yırtılabilirdi.

Meral Hanım, “Öyleyse küçük bir araştırma yapalım,” dedi. Çocuklar bahçeye çıktılar. Önce mor çiçeklerin yanına baktılar. Orada yerde üç küçük kâğıt parçası buldular. Parçaların üzerinde güneş resmi vardı.

Parçaları birleştirince bir ok oluştu. Ok, okulun arkasındaki eski dut ağacını gösteriyordu. Çocuklar ağacın altına yürüdü. Yerde mavi bir kurdele buldular. Kurdelede beyaz iplikle bir harf işlenmişti: “S”.

Derenin Öteki Kıyısı

Ece, “S harfiyle başlayan bir arkadaşımız var mı?” diye sordu. Çocuklar düşündü. Sınıfta Suna adında bir öğrenci vardı. Suna o gün okula gelmemişti. Bir gün önce teneffüste kâğıtlarla oynadığını herkes hatırladı.

Öğretmenleri, Suna’nın evine gitmeden önce ailesine haber vermenin doğru olacağını söyledi. Suna’nın annesini aradılar. Annesi, Suna’nın sabah dere kenarında bir kayık yaptığını anlattı. Kayık, rüzgârla uçup gitmişti. Suna onu bulamayınca çok üzülmüştü.

Ece, kayığın Suna’ya ait olduğunu anlayınca sevindi. Fakat kayığı hemen götürmek kolay değildi. Suna’nın evi derenin öteki kıyısındaydı. Köprü ise okuldan biraz uzaktaydı.

Çocuklar kayığı korumak için bir kutu buldular. Kutunun içine yumuşak bir mendil serdiler. Sonra hep birlikte köprüye yürüdüler. Arda kutuyu taşıdı. Nisa yolu kontrol etti. Ece de kayığı gözledi.

Köprünün sonunda küçük, mavi kapılı bir ev vardı. Suna kapının önünde oturuyor ve elindeki boş kâğıda bakıyordu. Ece ona yaklaştı.

“Sanırım kayığın seni arıyordu,” dedi.

Suna’nın gözleri parladı. Kayığı iki eliyle aldı. “Onu dereye bırakacaktım. Üzerine bir dilek yazmıştım. Dileğim, yeni sınıfımda arkadaş edinmekti,” dedi.

Yeni Bir Dilek

Ece, “Dileğin bugün gerçekleşti,” diye karşılık verdi. Arda ve Nisa da gülümsedi. Suna onları içeri davet etti. Hep birlikte renkli kâğıtlar çıkardılar. Bu kez tek bir kayık yapmadılar. Her biri bir kayık yaptı.

Suna kayığının üzerine yeni bir cümle yazdı: “İyilik yapan, güzel dostluklar bulur.” Çocuklar kayıkları suya bırakmadı. Onları okulun sınıf köşesine astılar. Böylece kâğıtlar ıslanmadı ve güzel dilekler uzun süre kaldı.

Ertesi gün Suna sınıfa geldi. Ece’nin yanına oturdu. Birlikte resim yaptılar. Teneffüste Arda ve Nisa da onlara katıldı.

O günden sonra çocuklar, dere kenarında buldukları her şeyi dikkatle inceler oldu. Fakat en büyük sırrı artık biliyorlardı: Bazen minicik bir kâğıt kayık, insanları kocaman bir dostluğa götürebilirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu