Mürekkep Balığının Unuttuğu Son Harf

Denizin tuz kokusunu taşıdığı küçük bir kasabada, pencereleri mavi boyalı bir kitapçı vardı. Kitapçının raflarında masallar, şiirler, bilmeceler ve uzak ülkelerden gelmiş renkli kitaplar dururdu. Dükkânın sahibi Narin Nine, her akşam çocuklara kitap okur, okunan her öykünün kalplerde yeni bir kapı açtığına inanırdı.
Kasabada yaşayan Ekin, okumayı herkesten çok severdi. Bir kitabın sayfalarını çevirirken bazen kendini uçan bir gemide, bazen konuşan ağaçların arasında bulurdu. Bir sabah kitapçıya geldiğinde, rafın en üstünde duran eski bir kitabın titrediğini gördü. Kitabın kapağında yalnızca beyaz bir daire vardı.
Ekin kitabı dikkatle açtı. İlk sayfadaki cümle şöyle başlıyordu: “Bir varmış, bir yokmuş, kelimeleri denizin dibinde saklanan bir ülke varmış…” Fakat cümlenin sonundaki harfler birer birer silinmişti. Sonraki sayfalarda da aynı şey olmuştu. Masalın kahramanları susuyor, olaylar yarım kalıyor, hatta bazı resimler bile renksizleşiyordu.
Narin Nine gözlüğünü düzeltti. “Bu, Yazgı Kitabı,” dedi. “Yıllardır kimse onu açmadı. Söylenceye göre kitapta anlatılan masal tamamlanmazsa kasabadaki çocukların hayal gücü yavaş yavaş uykuya dalar.”
Ekin’in içi kıpır kıpır oldu. “Peki eksik harfleri nerede bulabiliriz?”
Narin Nine, kitabın arasından küçük bir kâğıt çıkardı. Kâğıtta üç işaret vardı: bir deniz kabuğu, sarı bir tüy ve yuvarlak bir düğme.
“Bunlar kelimelerin saklandığı yerleri gösteriyor olabilir,” dedi.
Ekin, kitapçının neşeli kedisi Misket’i de yanına alarak yola çıktı. Önce sahile indiler. Dalgaların arasında parlayan deniz kabuğunun içinden ince bir ses geldi: “Beni bulan, duyduğu şeyi paylaşmalı.” Ekin kulağını kabuğa yaklaştırınca bir harf duydu. Bu, “a” harfiydi. Harf, küçük bir ışık gibi kitabın ilk sayfasına uçtu.
İkinci işaret onları kasabanın dışındaki değirmene götürdü. Değirmenin çatısında sarı bir tüy sallanıyordu. Ekin tüyü almak üzereyken, kanadı incinmiş bir serçenin yuvasından düştüğünü fark etti. Tüyü geri yerine koydu, yuvayı da kuru otlarla sağlamlaştırdı. Serçe sevinçle öttü. Ötüşünün içinde “r” harfi saklıydı.
Üçüncü işaret, eski tren istasyonundaki bekleme odasında bulundu. Yuvarlak düğme, kırık bir sandalyenin altında duruyordu. Ekin düğmeyi kaldırınca yerde oturan bir çocuğun ağlamaklı yüzünü gördü. Çocuğun treni kaçırılmış, elindeki mektup da yırtılmıştı. Ekin sabırla mektubun parçalarını birleştirdi. Mektupta çocuğun büyükannesine kavuşacağı yazıyordu. Çocuk gülümseyince düğmenin içinden “k” harfi çıktı.
Ancak kitap hâlâ tamamlanmamıştı. Eve dönerken Ekin, sayfaların arasında çok küçük bir boşluk fark etti. Eksik olan son harf, kitabın herhangi bir yerinde değil, Ekin’in kendi düşüncelerindeydi. Çünkü masalın sonu, yalnızca birinin onu sevgiyle tamamlamasını bekliyordu.
Ekin kitabın başına oturdu ve gördüğü iyilikleri anlattı: paylaşmayı, bir canlıya yardım etmeyi, üzgün birini dinlemeyi… Yazdığı her kelimeyle sayfalar renk kazandı. Son cümleye geldiğinde kalemi durdu. Son harfi Narin Nine’ye bırakmak istedi.
Narin Nine, Ekin’in elini tuttu. “Masallar tek bir kişinin değil, onları okuyan herkesin kalbiyle büyür,” dedi.
Birlikte son harfi yazdılar. O anda kitapçıdaki bütün kitaplar hafifçe hışırdadı. Raflardan renkli harfler yükselip tavanda döndü, sonra çocukların kitaplarına kondu. O günden sonra kasabadaki herkes kitap okumak için daha sık kitapçıya uğradı. Ekin ise her yeni masalda, kelimelerin yalnızca okunmadığını; iyilikle yaşandığını öğrendi.
İşte çocuk kitapları oku diyen her meraklı kalp, o kasabada yeni bir hikâyenin kapısını araladı.




