Anadolu Masalları

Kilimde Açan Yağmur Yolu

Torosların eteklerinde, taş evleri ardıç kokan küçük bir köy vardı. Köyün adı Çamlıbel’di. Çamlıbel’de insanlar çalışkanlığıyla övünür, her yaz meydandaki büyük çınarın altında kurulan pazarla kışlık ihtiyaçlarını hazırlardı. Fakat o yıl gökyüzü uzun süre tek bir damla yağmur göndermemişti. Tarlaların toprağı çatlamış, çeşmenin sesi incelmiş, koyunların çıngırakları bile yorgunlaşmıştı.

Köyde yaşayan Zühre, ninesinden kilim dokumayı öğrenen meraklı bir çocuktu. Bir gün sandığın dibinde, üzerine eski Anadolu motifleri işlenmiş tuhaf bir kilim buldu. Kilimin ortasında büyük bir boşluk vardı. Kenarlarında nar çiçekleri, turnalar, dağlar ve kıvrıla kıvrıla akan mavi yollar görünüyordu; fakat bu yollar tam ortada kesiliyordu.

Ninesi kilimi görünce derin bir nefes aldı. “Bu, zamanında köyümüzün bereket kilimiymiş,” dedi. “Büyüklerimiz, her evin bir iplik bağışlayarak dokuduğu bu kilimin yağmur yolunu koruduğuna inanırmış. Ancak ortasındaki desen tamamlanmadığında köyün gönlü de kururmuş.”

Zühre hemen renkli iplik sepetini açtı. Kırmızı, sarı ve yeşil iplikleri vardı ama kilimin eksik bölümünde gökyüzü mavisiyle toprak kahvesi gerekiyordu. Ninesi, “Aradığın iplikleri pazarda bulamazsın,” dedi. “Bu kilim, yalnızca iyi bir işin ardından verilen ipliklerle tamamlanır.”

Zühre önce değirmenci Rüstem Amca’ya gitti. Rüstem Amca’nın çuvalı yırtılmış, buğdayları yere saçılmıştı. Zühre saatlerce onunla birlikte buğdayları topladı ve çuvalı dikti. Değirmenci teşekkür ederek eski bir gömleğinden kopardığı kahverengi iplikleri verdi. İplik, Zühre’nin avucunda güneşte ısınmış toprak gibi parladı.

Sonra köyün en yüksek evinde yaşayan Nergis Teyze’nin kapısını çaldı. Nergis Teyze, gözleri iyi görmediği için yıllardır dokuyamadığı mavi bir yün yumağını saklıyordu. Zühre onun yünlerini ayırdı, iğnesine iplik geçirdi ve birlikte küçük bir heybe ördüler. Nergis Teyze de mavinin en güzel tonundan bir parça verdi.

Ancak kilimin ortasında hâlâ büyük bir boşluk duruyordu. Zühre, herkesten bir iplik istemek yerine köy meydanına çıktı ve komşularına ninesinin anlattıklarını söyledi. “Kilim tek kişinin emeğiyle tamamlanamaz,” dedi. “Yağmur bulutlardan gelir ama bereket, insanların birbirine uzattığı elden doğar.”

Bu sözler üzerine herkes düşündü. Fırıncı, ekmeklerinden birkaçını yaşlılara ayırdı. Çoban çocuklar, susayan hayvanlar için çeşmenin başına küçük bir yalak yaptı. Demirci, kırılan tarım aletlerini ücretsiz onardı. Çocuklar da köy yolundaki taşları temizleyip su oluğunun önünü açtı. Her güzel işin ardından kilime yeni bir iplik eklendi.

Zühre, günlerce çalışarak iplikleri motiflere dönüştürdü. Kahverengi iplikten bereketli topraklar, maviden kıvrılan bir ırmak, sarıdan güneş ışıkları yaptı. Tam son ilmeği atacağı sırada gökyüzünde tek bir bulut belirdi. Bulut önce küçücüktü, sonra büyüdü; çınarın dallarını, evlerin bacalarını ve bütün köyü serin bir gölgeye aldı.

Zühre son düğümü bağladığında kilimdeki mavi yollar birleşti. Bir anda uzaktan tatlı bir gök gürültüsü duyuldu. Ardından yağmur başladı. Kimse korkmadı; herkes avuçlarını göğe açıp güldü. Yağmur toprağı yumuşattı, çeşme yeniden şırıldadı, tarlalarda umut kokusu yükseldi.

O günden sonra Çamlıbel’de her yıl imece günü düzenlendi. Köylüler, kilimin yanına oturup yeni bir desen eklediler. Zühre büyüdüğünde usta bir dokumacı oldu; fakat en değerli sırrı hiç unutmadı: Bir köyü zengin eden, sandıklardaki altın değil, paylaşmayı bilen insanların renk renk iyiliğidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu