Fındık Davulun Neşeli Sırrı

Bir sabah Ekin, evlerinin önündeki taşları sayarak yürüyordu. Bir, iki, üç… Tam on iki taş saymıştı ki çimenlerin arasında yuvarlak, kahverengi bir şey gördü. Eğilip baktığında bunun fındık kadar küçük bir davul olduğunu fark etti. Davulun iki yanında minicik ipleri, üzerinde de yıldız biçiminde sarı bir resmi vardı.
Ekin davula parmağıyla hafifçe dokundu. Tok! Davulun sesi öyle tatlıydı ki yakındaki papatyalar başlarını salladı. Çardakta oturan ninesi gülümsedi.
“Bu sıradan bir davul değil,” dedi. “Onu çalan kişi, çevresindeki güzel sesleri duymayı öğrenir.”
Ekin davulu avucuna aldı ve bahçede yürümeye başladı. Önce arıların vızıldamasını duydu. Sonra yaprakların hışır hışır konuştuğunu fark etti. Uzakta bir horoz öttü. Küçük bir dere şırıl şırıl akıyordu. Ekin bütün bu sesleri dinlerken davul kendi kendine hafifçe sallandı.
Ormandaki Sessiz Öğle
O gün Ekin, davulunu alıp ormanın kıyısına gitti. Orada arkadaşları Badem adlı tavşan, Çıtırtı adlı sincap ve Pofuduk adlı kirpiyle buluştu. Üçü de aynı anda konuşmaya başladı.
Badem, “Ben önce oynayacağım!” dedi.
Çıtırtı, “Hayır, önce benim şarkımı dinleyin!” diye seslendi.
Pofuduk da “Benim bulduğum kozalak çok güzel!” diye bağırdı.
Sesler birbirine karışınca kimse kimseyi duyamadı. Ekin küçük davula bir kez vurdu. Tok! Fakat bu kez davul ses çıkarmadı. Üç arkadaş şaşkın şaşkın ona baktı.
“Belki de davul, önce dinlememizi istiyordur,” dedi Ekin.
Herkes sustu. Bir süre yalnızca rüzgârın ince uğultusu duyuldu. Sonra Badem, Çıtırtı’nın ağaca tırmanırken çıkardığı küçük sesleri dinledi. Çıtırtı, Pofuduk’un yuvarlanan kozalağının “tıkır tıkır” sesini duydu. Pofuduk ise Badem’in burnundan çıkan komik hapşırığı işitti. Üçü birden gülmeye başladı.
O anda davul parladı. Ekin ona yeniden vurdu.
Tok tok tok!
Bu kez ses ormanın her yerine yayıldı. Kuşlar kanat çırptı, sincaplar dallardan aşağı baktı, kelebekler havada küçük halkalar çizdi.
Birlikte Kurulan Melodi
Ekin, “Herkes sırayla kendi sesini eklesin,” dedi. “Sonra hepimizin sesi bir şarkı olsun.”
Önce Badem iki kez zıpladı: pıt, pıt. Çıtırtı kuyruğuyla kuru yapraklara dokundu: hışır, hışır. Pofuduk kozalakları yan yana dizip yuvarladı: tıkır, tıkır. Ekin de küçük davula vurdu: tok, tok.
Bir süre sonra ormanda neşeli bir melodi oluştu. Dere şırıldadı, kuşlar öttü, ağaçlar rüzgârla sallandı. Her ses başka bir renge benziyordu. Badem’in sesi sarı, Çıtırtı’nın sesi turuncu, Pofuduk’un sesi yeşil, davulun sesi ise gökyüzü mavisiydi.
Melodiyi duyan hayvanlar ormanın açıklığına geldi. Kimi kanat çırptı, kimi kuyruğunu salladı. Ekin, davulun kendisine değil, birlikte dinleyen arkadaşlarına ait olduğunu anladı.
Akşamüstü Ekin davulu ninesine geri götürmek istedi. Fakat davul, Ekin’in avucunda yumuşacık bir ışık saçtı. Ninesi başını salladı.
“Onu saklamana gerek yok,” dedi. “Bu davul, paylaşılınca sesini bulur. Yarın onu başka bir çocuğa götürürsün. Belki o da çevresindeki güzellikleri duymayı öğrenir.”
Ekin davulu küçük bir sepete koydu. Ertesi gün onu, köyün kenarında tek başına oturan Cem’e götürdü. Cem önce sessizce davula baktı. Sonra Ekin elini uzattı.
“Önce sen dinle,” dedi.
Cem gülümsedi. İkisi yan yana oturdu. Bahçenin seslerini dinlediler. Ardından davul usulca çaldı: tok, tok, tok.
O günden sonra köyde her sabah insanlar bir dakika durup çevrelerindeki sesleri dinledi. Çünkü herkes şunu öğrendi: Birlikte dinleyen kalpler, en güzel şarkıyı kendiliğinden bulur.




