Kısa Hikayeler

Sessiz Çeşmenin Söylediği İlk Söz

Çınaraltı Köyü’nde herkesin bildiği, fakat kimsenin tam olarak dinlemediği bir çeşme vardı. Çeşmenin taşları gökyüzü mavisiydi ve üzerinde üç küçük balık kabartması bulunuyordu. Köylüler bu çeşmeden su içer, testilerini doldurur, sonra da aceleyle işlerine dönerdi. Oysa çeşme, eskiden her sabah incecik bir sesle şarkı söylerdi.

Köyde yaşayan Ekin, bu şarkıyı hiç duymamıştı. Çünkü çeşmenin sesi, Ekin doğmadan birkaç yıl önce susmuştu. Yine de yaşlılar, çeşmenin su akıtırken kuşlara benzeyen neşeli bir ezgi mırıldandığını anlatırdı. Ekin, bu anlatıları dinledikçe çeşmenin neden sustuğunu merak ederdi.

Bir yaz sabahı çeşmeden yalnızca üç damla su düştü. Üç damlanın ardından taşların arasından çok hafif bir fısıltı yükseldi:

“Beni arayan, önce sessizliği bulsun.”

Ekin hemen çevresine baktı. Meydanda kimse yoktu. Fısıltıyı gerçekten duyup duymadığından emin olamasa da çeşmenin yanına oturdu. Bir süre gözlerini kapatıp bekledi. Önce horozun sesini, sonra değirmenin gıcırtısını, uzaktaki keçilerin çıngırağını duydu. En sonunda, toprağın altından gelen derin ve yumuşak bir uğultu fark etti.

Uğultunun peşinden meydanın arkasındaki eski taş yola yürüdü. Yol, yıllardır kullanılmayan küçük bir bahçeye çıkıyordu. Bahçenin ortasında, yaprakları gümüş gibi parlayan bir ağaç vardı. Ağacın dallarında su damlası biçiminde meyveler asılıydı. Ekin, ağacın gövdesine dokununca üzerinde şu sözlerin belirdiğini gördü:

“Çeşmenin sesi, köyün iyiliğiyle güçlenir. Herkes yalnızca kendi kabını doldurursa su azalır; biri diğerini düşünürse kaynak yeniden uyanır.”

Ekin bu sözleri köylülere anlattı. Kimi başını salladı, kimi de bunun çocukça bir düş olduğunu söyledi. Ancak ertesi gün çeşme yine yalnızca üç damla akıttı. Bu kez damlalardan biri yaşlı değirmenci Suna’nın avucuna, biri fırıncı Rıza’nın testisine, biri de Ekin’in eline düştü.

Ekin, elindeki suyu saklamak yerine köyün susuz kalan çiçeklerine götürdü. Rıza, testisindeki suyu fırının önünde bekleyen yolcularla paylaştı. Suna ise değirmenin yanındaki küçük oluğu temizleyip suyun tarlalara ulaşmasını sağladı. Onları gören köylüler, önce şaşırdı. Sonra herkes yapabileceği küçük bir işi düşünmeye başladı.

Çocuklar meydandaki taşları süpürdü. Terzi Nergis, su taşımakta zorlananlara sağlam bez torbalar dikti. Bahçıvan Orhan, en susuz fideleri sıraya koyup her gün dönüşümlü suladı. Kimse büyük bir kahramanlık yaptığını düşünmüyordu. Herkes, yalnızca elinden geleni sessizce yerine getiriyordu.

Üçüncü akşam güneş tepenin arkasına inerken çeşmenin taş balıklarından biri ışıldadı. Ardından ince bir su çizgisi, sonra berrak bir akış belirdi. Meydanı serin bir ses doldurdu. Bu, yaşlıların anlattığı şarkıydı; fakat ezgi eskisinden daha güzeldi. Çünkü şarkıya şimdi çocukların gülüşü, kovaların tıkırtısı ve paylaşan insanların içten teşekkürleri de karışıyordu.

Ekin, çeşmenin kenarındaki mavi taşa oturdu. Taşın üzerinde yeni bir cümle vardı:

“Sessizlik, iyiliğin duyulacağı yerdir.”

O günden sonra Çınaraltı Köyü’nde kimse çeşmeden suyunu doldurup hemen uzaklaşmadı. Herkes önce bir yudum suyu başkasına uzattı, sonra çeşmenin şarkısını dinledi. Ekin ise şunu öğrendi: Bazen en kısa hikâyeler, tek bir damlayla başlar; fakat o damla paylaşılınca koca bir köyün kalbine ulaşır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu