Kervan Yolundaki Sessiz Çan

Uzak ülkelerin birinde, kervanların geçtiği tozlu bir yolun kıyısında Gümüşova adında küçük bir köy vardı. Köyün meydanında, kimsenin ne zaman yapıldığını bilmediği taş bir kule yükselirdi. Kulenin tepesinde de kocaman, bakır bir çan asılıydı. Bu çan ne rüzgârla ne de ipi çekilince çalardı. Yalnızca köyde gerçekten paylaşılacak bir sevinç olduğunda ince, berrak bir ses çıkarırdı.
Köylüler yıllardır çanın suskunluğuna alışmıştı. Kimi onun içindeki dilin kaybolduğunu, kimi de çanın çok yaşlandığını söylerdi. On bir yaşındaki Lalezar ise her sabah kuleye bakar, “Belki de çan söyleyecek güzel bir söz bekliyordur,” diye düşünürdü.
Bir sonbahar günü köye yaşlı bir kervancı geldi. Sırtında yıpranmış bir heybe, elinde budaklı bir asa vardı. Meydandaki çeşmenin başında dinlenirken Lalezar yanına yaklaştı.
“Çan neden çalmıyor?” diye sordu.
Kervancı gülümsedi. “Çünkü onun sesi, bir kişinin dileğiyle değil, birçok kalbin iyiliğiyle uyanır. Yıllar önce çanın içindeki ses, uzaklardaki Sessiz Vadi’ye gitti. Orada, paylaşmayı unutan insanların arasında kaldı. Onu geri getirmek isteyen, yol boyunca bulduğu iyiliği çoğaltmalı.”
Lalezar ertesi sabah küçük bir bohça hazırladı. İçine iki çörek, annesinin ördüğü mavi bir atkı ve dedesinden kalan tahta bir düdük koydu. Kervancının gösterdiği patikadan Sessiz Vadi’ye doğru yürümeye başladı.
Yolun ilk saatinde, tekerleği çamura saplanmış bir değirmenci çırağı gördü. Çırak, un çuvallarını tek başına çekmeye çalışıyordu. Lalezar bohçasını yere bıraktı ve ona yardım etti. Çuvallar kurtulunca çırak, elindeki son sıcak ekmeği ikiye bölüp bir parçasını ona uzattı.
“İyilik paylaşıldıkça azalmaz,” dedi Lalezar.
Biraz ileride, kanadı incinmiş bir kırlangıç buldu. Mavi atkısının küçük bir ucunu koparıp kuşun kanadını nazikçe sardı. Kırlangıç uçup giderken gökyüzünde üç kez döndü. O sırada Lalezar, uzaktan gelen çok hafif bir tınlama duydu. Ses, sanki görünmez bir kapının arkasından geliyordu.
Akşama doğru bir ormana ulaştı. Ormanda, dalları birbirine dolaşmış yaşlı bir söğüt ağacı vardı. Ağacın altında da üç çocuk, yollarını bulamadıkları için üzgünce oturuyordu. Lalezar tahta düdüğünü çaldı. Düdüğün sesi, köy yolunu bilen keçilerin boyunlarındaki küçük çanlara benzedi. Çocuklar sesi izleyerek ormandan çıktılar. Lalezar ise düdüğünü onlara armağan etti.
Gece olduğunda ay ışığı taşlı bir geçidi aydınlattı. Geçidin sonunda, kapısı olmayan bir duvar yükseliyordu. Duvarın üzerinde şu sözler yazılıydı: “Saklanan iyilik, susan çan gibidir; paylaşılan iyilik, yolu aydınlatır.”
Lalezar cebinde kalan son çöreği düşündü. Tam o sırada duvarın dibinde, açlıktan bitkin düşmüş bir tilki yavrusu belirdi. Kız çöreği onun önüne bıraktı. Yavru çöreği yerken duvarın taşları yumuşak bir ışıkla parladı ve ortasında dar bir geçit açıldı.
Geçidin ardında Sessiz Vadi uzanıyordu. Vadi halkı zengin evlerde yaşar, fakat kimse komşusunun kapısını çalmazdı. Herkes kendi ambarını doldurur, kendi kuyusunun suyunu saklardı. Bu yüzden vadinin ortasındaki büyük çan yıllardır susuyordu.
Lalezar, vadi halkına köy meydanındaki çanı anlattı. Sonra yol boyunca gördüğü iyilikleri tek tek paylaştı. Değirmenci çırağının ekmeğini, kırlangıcın dönüşünü, çocukların düdükle bulduğu yolu ve tilki yavrusunun ışık saçan geçidi anlattı.
Vadide yaşayan küçük bir çocuk, cebindeki tek elmayı yaşlı komşusuna verdi. Bir kadın, kuyusunun kovasını herkesle paylaşmaya başladı. Çobanlar, sürülerini kaybolan kuzuları olanlara açtı. O gece vadide ilk kez herkes aynı sofranın çevresinde oturdu.
Derken dağların arasından gümüş gibi bir ses yükseldi. Büyük çanın içindeki kayıp tını, ışıklı bir kuş biçiminde vadiden havalandı ve Lalezar’ın önünde süzülerek uzaklara gitti.
Lalezar Gümüşova’ya döndüğünde bakır çan birden çaldı. Sesi öyle güzeldi ki tarlalardaki buğdaylar dalgalandı, kuşlar gökyüzünde halka çizdi. O günden sonra çan yalnızca büyük sevinçlerde değil, küçük bir iyilik yapıldığında da çalmaya başladı.
Lalezar bunun sırrını hiç kendine saklamadı. Köy çocuklarına, “Bir iyiliği beklemeyin; onu başlatın,” dedi. Böylece eski masalların en güzel derslerinden biri, yeni bir sesle bütün ülkeye yayıldı: İyilik, paylaşıldıkça uzakları bile birbirine yaklaştırır.




