Dünya Masalları

Dünyanın Ortasında Açan Nar Çiçeği

Uçsuz bucaksız bozkırların ortasında, dört farklı yöne açılan yolların birleştiği bir kasaba vardı. Bu kasabada her yıl Masal Pazarı kurulurdu. Uzak ülkelerden gelen çocuklar, yanlarında kendi topraklarının küçük bir armağanını getirir; kimi renkli bir kurdele, kimi tahta bir oyuncak, kimi de büyükannesinden öğrendiği bir şarkıyı paylaşırdı.

Kasabanın en meraklı çocuğu Suna’ydı. Suna, dünyanın dört köşesinden gelen masalları dinlemeye bayılırdı. Bir gün pazarın ortasındaki yaşlı nar ağacının dallarında tek bir çiçek açtığını gördü. Çiçek, kırmızı değil, gökkuşağının bütün renklerini taşıyordu. Ağacın gövdesine iliştirilmiş küçük bir kâğıtta şöyle yazıyordu: “Bu çiçek, bütün dünyanın aynı dileği söylemesiyle meyve verecek.”

Suna hemen kasabanın çocuklarını çağırdı. Kuzeyden gelen Liva, yanında kar tanelerine benzeyen gümüş düğmeler getirmişti. Güney kıyılarından gelen Taro, deniz kabuklarından yapılmış bir bileklik taşıyordu. Doğunun yüksek tepelerinden gelen Banu’nun cebinde mis kokulu bir baharat kesesi, batıdaki yemyeşil adalardan gelen Milo’nun elinde ise minik bir tahta kuş vardı.

Çocuklar nar ağacının çevresine oturdular. Her biri kendi ülkesinde insanların güzel bir dileği nasıl söylediğini anlattı. Liva, kış gecelerinde herkesin “Evimiz sıcak, kalbimiz açık olsun,” dediğini anlattı. Taro, denizcilerin “Dalgalar bizi ayırmasın, yollarımızı birleştirsin,” diye dilek tuttuğunu söyledi. Banu, dağ köylerinde “Soframız paylaşmaya yetecek kadar bereketli olsun,” dendiğini aktardı. Milo ise adalarında çocukların, “Şarkımızı duyan herkes gülümsesin,” diye seslendiğini anlattı.

Suna, bu dileklerin birbirinden farklı görünse de aslında aynı sıcaklığı taşıdığını fark etti. Yine de nar çiçeği kıpırdamıyordu. Çocuklar sırayla kendi dillerinde dileklerini söylediler; çiçeğin yaprakları hafifçe sallandı ama açılmadı.

O sırada pazara gelen yaşlı bir masal anlatıcısı, bastonunun ucuyla toprağa yuvarlak bir şekil çizdi. “Dilekler yalnızca söylenince değil, davranışa dönüşünce güçlenir,” dedi. “Her biriniz, başka birinin armağanını kullanarak küçük bir iyilik yapmayı deneyin.”

Çocuklar düşünmeye başladı. Liva, gümüş düğmelerinden birini Milo’nun tahta kuşuna göz yaptı. Milo, kuşu Taro’nun bilekliğine bağlayarak onu sallanan köprünün yanındaki ağaca astı. Taro, kabukların çıkardığı sesle çevredeki kuşları çağırdı. Kuşlar, Banu’nun baharat kesesinden saçılan tohumları boş tarlaya taşıdı. Banu da Suna’yla birlikte tohumları sulamak için kasabanın çeşmesinden su getirdi.

Bir süre sonra kuru görünen toprakta minicik yeşil filizler belirdi. Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Filizlerin her birinde nar ağacındaki çiçeğin renklerinden biri parlıyordu. Suna, yaşlı anlatıcının sözlerini hatırladı ve bütün çocukları el ele tutuşmaya çağırdı.

Bu kez dileklerini tek tek değil, birlikte söylediler: “Dünyanın her yerinde insanlar birbirini dinlesin, iyiliği paylaşsın ve farklılıklarıyla aynı güzelliği büyütsün.”

Nar çiçeği bir anda açıldı. Yapraklarının arasından, kasabadaki her çocuğun armağanını andıran küçük ışıklar yükseldi. Işıklar gökyüzüne dağıldı ve dünyanın dört yanındaki evlerde, o gece anlatılan masalların sayfalarına kondu.

Ertesi sabah nar ağacında tek bir meyve vardı. Çocuklar onu dikkatle açtıklarında içinden yüzlerce parlak nar tanesi çıktı. Her tanenin üzerinde başka bir ülkeden gelen bir desen bulunuyordu. Masal anlatıcısı, tanelerin toprağa ekilmesini önerdi. Çocuklar da onları yolların kenarlarına, okul bahçelerine ve evlerin önlerine diktiler.

Yıllar geçtikçe kasabanın çevresi rengârenk nar ağaçlarıyla doldu. Masal Pazarı’na gelen herkes, bir ağacın gölgesinde oturup kendi öyküsünü anlatmaya başladı. Suna ise şunu hiç unutmadı: Dünya masalları, farklı dillerde anlatılsa da dostlukla dinlendiğinde aynı kalpte buluşur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu