Dünya Masalları

Güneşin Doğduğu Yerdeki Sessiz Pazar

Güneşin her sabah ilk ışıklarını bıraktığı Uzakdoğu Tepeleri’nde, farklı ülkelerden gelen yolların kesiştiği büyük bir pazar vardı. Bu pazarda Hindistan’dan baharatlar, Fas’tan renkli kumaşlar, Peru’dan yün iplikler, Norveç’ten tahta oyuncaklar ve Anadolu’dan mis kokulu ekmekler satılırdı. İnsanlar başka dilleri tam olarak anlamasalar da gülümsemeyi, el sallamayı ve ikram etmeyi iyi bilirlerdi.

Pazarın ortasında, üzerinde yüzlerce küçük çan bulunan yaşlı bir saat kulesi yükselirdi. Her çan başka bir ülkenin sesini taşırdı. Birisi güldüğünde kuledeki çanlardan biri çalar, bir çocuk şarkı söylediğinde bütün kule tatlı bir ezgiyle sallanırdı. Bu yüzden pazara gelenler, oraya Selamlar Pazarı derdi.

Bir sabah, pazarın kapıları açıldı ama ne çanlar çaldı ne de satıcılar birbirine seslendi. Baharatçı Zoya, kumaşçı Mateo’ya bir şey sordu; Mateo onu anlamadı. Sonra ikisi de kaşlarını çattı. Ekmekçi Narin, oyuncakçı Leif’e sıcak çörek uzattı, fakat Leif bunun satış mı yoksa armağan mı olduğunu bilemedi. Kısa süre içinde herkes susmayı seçti. Pazar, dünyanın en kalabalık ama en sessiz yeri oluverdi.

O sırada pazara, dağ köyünden gelen on yaşındaki Lina da ulaşmıştı. Lina’nın dedesi, ona yolculuğa çıkarken küçük bir bakır düdük vermişti. “Bu düdük yalnızca güzel bir ses çıkarmaz,” demişti. “Onu dinleyen kişi, söylemek istediğini kalbiyle hatırlar.”

Lina önce düdüğü çalmayı düşündü, sonra vazgeçti. Çünkü pazardaki sorun ses eksikliği değil, kimsenin birbirini dinlememesi gibi görünüyordu. Meydandaki eski çeşmenin basamağına çıktı ve herkesin görebileceği kadar büyük bir hareket yaptı: Önce elini kalbinin üzerine koydu, sonra yanındaki kişiyi işaret edip başını eğdi.

Bu, Lina’nın köyünde “Seni görüyorum ve seni dinliyorum” anlamına gelirdi. Yakındaki Zoya hareketi dikkatle izledi. O da elini kalbine koydu, ardından Lina’ya küçük bir baharat kesesi uzattı. Lina keseyi kokladı ve gülümsedi. Böylece pazarda ilk iletişim, kelimeler olmadan kurulmuş oldu.

Mateo, Lina’nın hareketini taklit ederek renkli bir kumaşı havaya kaldırdı. Leif tahta bir kuş oyuncağını öttürdü. Narin, sıcak ekmeklerden birini ikiye bölerek çevresindekilerle paylaştı. Her armağan, başka bir insanın yüzünde merak ve sevinç uyandırıyordu. Çocuklar da kendi ülkelerinde kullanılan selamları göstermeye başladılar: Kimi iki elini birleştirdi, kimi neşeyle döndü, kimi de yere küçük bir desen çizdi.

Lina, bütün bu selamları meydandaki kumlara tek tek resmetti. Farklı çizgiler yan yana geldikçe büyük bir güneş şekli ortaya çıktı. O anda saat kulesindeki en küçük çan titredi ve incecik bir ses çıkardı. Ardından ikinci çan, üçüncü çan ve diğerleri çalmaya başladı. Fakat kule hâlâ tam anlamıyla şarkı söylemiyordu.

Yaşlı saat ustası Berto, Lina’ya yaklaşıp kulenin tepesini gösterdi. En büyük çanın üzerinde boş bir yer vardı. “Bu çan,” dedi, “her halkın birlikte bulduğu ortak sözü bekler. Tek bir ülkeye ait olmayan, herkesin içtenlikle söyleyebileceği bir sözü…”

Çocuklar uzun süre düşündü. “Merhaba” dediler; fakat her dilde farklı söylendiğini fark ettiler. “Teşekkür ederim” dediler; onun da birçok biçimi vardı. Sonunda Lina, meydandaki insanların birbirlerine uzattığı yiyecekleri, kumaşları ve oyuncakları düşündü. Sonra yavaşça, “Paylaşalım,” dedi.

Bu kelimeyi herkes kendi diliyle söyledi. Sözcüklerin sesleri farklıydı, fakat anlamları aynıydı. Kimi ellerini açtı, kimi başını eğdi, kimi de yanındaki arkadaşına sarılmadan, yalnızca omzuna nazikçe dokunarak sevincini gösterdi. Büyük çan birden öyle güçlü çaldı ki uzak tepelerdeki kuşlar bile kanat çırptı.

O günden sonra Selamlar Pazarı’nda kimse önce kendi dilini üstün görmedi. Herkes önce dinledi, sonra konuştu. Her ay pazarın ortasında çocuklar bir araya gelip yeni bir selam, yeni bir şarkı veya yeni bir oyun öğretiyordu. Lina’nın çizdiği güneş resmi ise taşlara işlendi ve pazarın girişine kondu.

Lina köyüne dönerken bakır düdüğünü cebine koydu. Artık onu çalmasına gerek olmadığını biliyordu. Çünkü dünyanın en uzak köşelerinde bile insanlar, birbirini gerçekten dinlediğinde ortak bir ezgi bulabiliyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu