Sarı Çizmenin İçindeki Minik Yağmur

Ece, birinci sınıfa yeni başlamıştı. Okulunu çok seviyordu. Yine de bazı sabahlar sınıfa girerken karnında kelebekler uçuşuyordu. Ya yanlış cevap verirse? Ya arkadaşları ona gülerse? Öğretmeni Sevil Hanım her zaman, “Denemek, öğrenmenin ilk adımıdır,” diyordu.
Bir pazartesi günü yağmur yağdı. Ece, okulun girişindeki şemsiyelikte eski bir sarı çizme gördü. Çizme tek başınaydı. Üzerinde küçük beyaz noktalar vardı. Ece, çizmenin içine baktı. Dibinde minicik, parlak bir damla duruyordu.
Damla birden titredi.
“Günaydın,” dedi ince bir sesle.
Ece şaşırdı. “Sen konuşabiliyor musun?”
“Elbette,” dedi damla. “Ben Pırıltı. Bulutların arasından düştüm. Rüzgâr beni buraya taşıdı. Şimdi evimi bulamıyorum.”
Ece, Pırıltı’yı avucuna almak istedi. Fakat damla, “Beni sıkma. Bir mendilin üzerine koyarsan daha rahat ederim,” dedi. Ece hemen çantasından temiz bir mendil çıkardı. Pırıltı, mendilin üstünde küçük bir göl gibi parladı.
O sırada zil çaldı. Ece, Pırıltı’yı sınıfa götürmeye karar verdi. Sarı çizmenin içine mendili dikkatle yerleştirdi. Çizme de sanki sevinmiş gibi hafifçe sallandı.
Sınıfta Sevil Hanım, çocuklara yeni bir çalışma verdi. Her öğrenci, yağmurun yolculuğunu anlatan bir resim çizecekti. Ece kâğıdına büyük bir bulut çizdi. Sonra damlayı, rüzgârı ve sarı çizmesini ekledi. Fakat resmin ortasında ne çizeceğini bilemedi.
Pırıltı usulca fısıldadı: “Bazen en güzel resim, küçük bir fikirle başlar.”
Ece düşündü. Bir ev çizdi. Evin penceresinden ışık çıkıyordu. Kapısının önünde de tek bir sarı çizme vardı. Çizmenin içinden minik bir yağmur yolu uzanıyordu. Bu yol bulutlara kadar gidiyordu.
Sevil Hanım, Ece’nin resmine baktı. “Bu çizme nereye gidiyor?” diye sordu.
“Pırıltı’nın evine,” dedi Ece. Sonra durdu. Sırrını anlatıp anlatmamak arasında kaldı. Pırıltı’nın sesi yalnızca onun duyduğu kadar küçüktü. Ece, arkadaşlarının garip bulmasından korktu.
Ön sırada oturan Arda, boş kâğıdına bakıyordu. “Ben hiçbir şey çizemiyorum,” dedi üzgünce.
Ece, kendi resmine baktı. Sonra Arda’nın yanına gitti. “İstersen birlikte başlayabiliriz,” dedi. “Önce bir bulut çizelim.”
Arda gülümsedi. Bir yuvarlak çizdi. Ece de yanına iki küçük yuvarlak ekledi. Derken bulut tamamlandı. Sonra yağmur damlaları geldi. Başka çocuklar da Arda’ya fikir verdi. Sınıf kısa sürede renkli bir gökyüzüne dönüştü.
Pırıltı, sarı çizmenin içinde ışıl ışıl parladı. “İşte evime giden yol,” dedi.
Ece anlamadı. “Ama hâlâ bulutunu bulamadın.”
“Benim evim yalnızca gökyüzü değil,” dedi Pırıltı. “İyilik yapılan her yer de benim evimdir.”
Ders bitince dışarıda güneş açtı. Sarı çizmenin içindeki Pırıltı, ince bir ışık çizgisine dönüştü. Işık pencereden yükseldi. Bahçedeki ıslak yaprakların üzerinden geçip gökyüzüne uzandı. Tam bulutların yanında kaybolacakken, gökyüzünden üç küçük damla düştü.
Damla, Ece’nin defterine kondu. Defterdeki boş sayfada bir cümle belirdi: “Cesaret, tek başına yürümek değil, bir arkadaşın elini tutmaktır.”
Ece, cümleyi yavaşça okudu. Ertesi gün sınıfta okumakta zorlanan arkadaşına yardım etti. Kelimeleri birlikte hecelediler. Ece de artık yanlış yapmaktan eskisi kadar korkmuyordu.
Sarı çizme, okulun şemsiyeliğinde durmaya devam etti. Her yağmurda içinde minicik bir ışıltı beliriyordu. Ece bunun Pırıltı’dan gelen bir selam olduğunu biliyordu. Böylece okulun en küçük yağmur damlası, birinci sınıftaki çocuklara büyük bir ders bıraktı: Paylaşılan cesaret, kocaman bir mutluluğa dönüşür.




