Sedef Tepesi’ndeki Yön Değiştiren Köprü

Ece, harita çizmeyi seven, ayrıntıları fark etmekten hoşlanan bir çocuktu. Defterinin arka sayfalarında okulun koridorlarını, mahallenin ağaçlarını ve fırının önündeki taşları bile işaretlerdi. Bir gün öğretmeni, sınıfa kasabanın eski yerlerini anlatan bir çalışma verdi. Ece, arkadaşları Arda ve Nehir’le birlikte Sedef Tepesi’ndeki kullanılmayan köprüyü araştırmaya karar verdi.
Köprü, tepenin iki yamacını birbirine bağlayan dar bir tahta geçitti. Yıllardır kimse onu kullanmıyordu. Söylentiye göre köprü, her gece yönünü değiştiriyordu. Gündüzleri dereye doğru uzanıyor, sabah olduğunda ise çam ağaçlarının arasına dönüyordu. Çocuklar bu söylentiyi biraz tuhaf bulsalar da merakları ağır bastı.
Üç arkadaş, cumartesi sabahı yanlarına sandviçlerini, renkli kalemlerini ve Ece’nin büyük defterini alarak tepeye çıktı. Köprünün yanında paslanmış bir tabela vardı. Tabelada yalnızca şu cümle okunabiliyordu: “Doğru yönü arayan, önce çevresini dinler.”
Arda, “Bence bu, köprünün rüzgârla döndüğü anlamına geliyor,” dedi.
Nehir, “Belki de yaşlı birinin bıraktığı bir bilmece,” diye karşılık verdi.
Ece ise hemen çizim yapmaya başladı. Köprünün tahtalarını, iplerini ve ayaklarının altındaki taşları tek tek inceledi. Tam o sırada derenin içinden düzenli bir şıpırtı geldi. Şıpırtı üç kez tekrarlanıyor, sonra duruyordu. Biraz beklediler. Aynı ses yeniden duyuldu.
“Bu sıradan bir su sesi değil,” dedi Ece. “Sanki bize bir ritim anlatıyor.”
Çocuklar sesin geldiği yere bakınca köprünün altındaki büyük, yassı taşı fark etti. Taşın üzerinde ok biçiminde küçük çukurlar vardı. Ece, okların birinin tepeye, diğerinin dereye, üçüncüsünün de ormandaki eski değirmene baktığını gördü. Üçüncü okun yanında silik bir yıldız işareti bulunuyordu.
Önce ormana gitmeye karar verdiler. Yol boyunca Ece haritasına her dönemeç için ayrı bir sembol çizdi. Fakat değirmene vardıklarında kapının kilitli olduğunu gördüler. İçeriden hafif bir tıkırtı geliyordu. Arda kapıyı zorlamak istedi, ancak Nehir onu durdurdu.
“Bir şeyi çözmeye çalışırken başka bir şeyi bozmayalım,” dedi.
Ece, değirmenin çevresinde dolaşırken duvara asılmış eski bir çan gördü. Çanın ipi kopmuş, yanında da üç tahta düğme kalmıştı. Düğmelerin üzerinde dere, tepe ve ay işaretleri vardı. Çocuklar düğmelere sırayla dokundu. Dere işaretli düğmeye basınca dışarıdaki su sesi duyuldu. Tepe işaretli düğmede rüzgâr yükseldi. Ay işaretli düğmeye basıldığında ise değirmenin zemini hafifçe titredi.
Tahta zeminin altında küçük bir bölme açıldı. İçinden sararmış bir kâğıt çıktı. Kâğıtta, köprünün eski ustası Salih Usta’nın notu vardı: “Bu köprü, gezginlere yol göstermek için yapılmadı. Su yükseldiğinde güvenli yolu bulabilsinler diye hareket edecek şekilde kuruldu. Her yön değişiminde çevredeki üç işaretten biri görünür. Dinleyen ve birlikte düşünenler köprüyü doğru yere getirir.”
Çocuklar hemen köprüye döndü. O gün dere kabarmaya başlamıştı. Köprünün ayaklarından biri suya yaklaşmış, geçit tehlikeli bir açıyla duruyordu. Ece notu okudu, Arda ipleri inceledi, Nehir de taşlardaki okları yeniden kontrol etti. Üçü aynı anda konuşmak yerine sırayla fikirlerini anlattı. Sonunda, köprünün yanındaki makarayı taşta gösterilen yöne çevirmeleri gerektiğini anladılar.
Arda ipi tuttu, Nehir makaranın kilidini açtı, Ece de sayarak yön verdi. Bir, iki, üç derken tahta geçit yavaşça döndü ve derenin en sığ bölümüne uzandı. Kimse düşmeden karşıya geçilebilecek güvenli bir yol oluştu.
Ertesi gün çocuklar buldukları notu öğretmenlerine götürdü. Sınıfta köprünün çalışma düzenini anlatan büyük bir harita hazırladılar. Öğretmenleri, onların yalnızca eski bir düzeneği çözmediğini, dikkatle dinlemeyi, acele etmemeyi ve herkesin fikrine değer vermeyi de öğrendiğini söyledi.
Ece o akşam defterine son bir cümle yazdı: “Bazen yönümüzü gösteren şey, uzaktaki büyük işaretler değil, yakınımızdaki küçük seslerdir.” O günden sonra Sedef Tepesi’ne çıkan herkes, köprünün gıcırdayan tahtalarını duyunca biraz yavaşladı. Çünkü köprü, doğru yolu bulmanın önce çevreye, sonra birbirine kulak vermekle başladığını sessizce hatırlatıyordu.



