Kum Saatinden Açılan Harf Bahçesi

Kasabanın en sessiz sokağında, yalnızca yağmur yağdığında kapısını açan küçük bir dükkân vardı. Dükkânın tabelasında ne yazdığı kimsenin aklına gelmezdi; çünkü harfler her damlada yer değiştirirdi. Bir gün, meraklı ve dikkatli bir çocuk olan Duru, vitrinde duran eski bir kum saatini fark etti. Saatin üstünde ne altın ne de gümüş vardı. İçindeki kumlar, minik yıldızlar gibi parlıyor ve aşağıya düşerken incecik bir melodi çıkarıyordu.
Duru, dükkânın sahibi Veli Dede’ye saatin sırrını sordu. Veli Dede gülümseyerek, “Bu, sıradan bir saat değildir. Kumların tamamı alt bölmeye indiğinde masal sitesi açılır. Orada anlatılmayı bekleyen öyküler yaşar. Fakat son günlerde bazı cümleler kayboldu. Cümleler bulunamazsa masallar yarım kalacak,” dedi.
Duru, saati avuçlarına alınca içindeki kumlar birden hızlandı. Vitrinin camında ışıklı bir kapı belirdi. Kapının üzerinde üç kelime yazıyordu: Dinle, düşün, tamamla. Duru derin bir nefes aldı ve kapıdan geçti.
Kendisini uçsuz bucaksız bir bahçede buldu. Bu bahçede ağaçların yaprakları kâğıttan, çiçeklerin ortaları mürekkep damlasından yapılmıştı. Patikalar, yazılmamış cümlelerden örülüyordu. Bahçenin ortasında, turuncu saçlı, ceplerinde renkli düğmeler taşıyan Pera bekliyordu. Pera, masal sitesinin bahçıvanıydı. Her sabah yeni hikâyelerin tohumlarını eker, akşam olunca onları çocukların düşlerine gönderirdi.
“Üç masalın son cümlesi kayboldu,” dedi Pera. “Onları bulmak için bahçenin üç sesini dinlemeliyiz. Birincisi, suskun çanın sesi. İkincisi, yönünü şaşıran nehrin şarkısı. Üçüncüsü ise henüz söylenmemiş bir teşekkür.”
Önce çan kulesine gittiler. Kuledeki büyük çan, sallandığı hâlde hiç ses çıkarmıyordu. Duru çana vurmak yerine kulağını ona dayadı. İçeriden, “Beni kimse dinlemiyor,” diye ince bir ses duydu. Duru, çanın yanına oturup onu uzun süre dinledi. Çan, kendini duyurmak için daha yüksek çalması gerektiğini sanmıştı. Oysa sessiz kaldığında da bir şey anlatabildiğini anlayınca sesi geri geldi. Havaya yükselen tını, ilk kayıp cümleyi getirdi: “Bazen en güzel cevap, sabırla bekleyenin kalbinde büyür.”
Sonra kıvrılarak akan nehre vardılar. Nehir, denize değil, bahçenin ortasındaki küçük bir kaba doğru akmaya çalışıyordu. Duru, suyun önüne taş dizmek istedi ama Pera onu durdurdu. “Nehir yanlış yöne gitmiyor olabilir. Belki de birini susuz bırakmamak için yolunu değiştiriyordur,” dedi.
Duru çevreye bakınca, yaprak kâğıtların arasında susuz kalmış minik harf kuşları gördü. Nehir, onlara ulaşmaya çalışıyordu. Duru ve Pera, suyun önündeki dalları kaldırdılar. Nehir yeniden genişledi, harf kuşları su içti ve sevinçle göğe yükseldi. Kanatlarından dökülen ikinci cümle şöyleydi: “Yolunu arayanlara yer açarsan, kendi yolun da aydınlanır.”
Geriye söylenmemiş teşekkür kalmıştı. Bahçenin en yüksek tepesinde, kapalı bir tomurcuk duruyordu. Duru ne yaptılarsa tomurcuk açılmadı. Ona güzel sözler söylediler, şarkılar söylediler, fakat çiçek kıpırdamadı. Sonunda Duru, Pera’ya döndü. “Belki de teşekkür bekleyen biri vardır,” dedi.
Bahçeye dikkatle baktığında her yerde küçük izler gördü: sulanmış toprak, onarılmış patikalar, gölgede dinlenen fidanlar… Bütün bunları yapan görünmez bahçıvan, kimsenin fark etmediği yaşlı bir el arabasıydı. Duru el arabasının sapına dokunup, “Bizi taşıdığın, toprağı taşıdığın ve yorulmadan yardım ettiğin için teşekkür ederim,” dedi.
Tomurcuk hemen açıldı. İçinden üçüncü cümle çıktı: “Görülmeyen iyilikler de dünyayı güzelleştirir.” Üç cümle birleşince yarım kalan masallar tamamlandı. Bahçedeki kâğıt yapraklar hışırdadı, çiçekler rengârenk açtı. Kum saatinin yıldızları yeniden dönmeye başladı.
Duru, Veli Dede’nin dükkânına döndüğünde akşam olmuştu. O günden sonra masal sitesi her yağmurda yeniden açıldı. Duru da oraya gelen çocuklara masalların yalnızca okunmadığını, dikkatle dinlenip iyilikle tamamlandığını anlattı. Çünkü bazı öyküler, son cümlesini kitapta değil, onu okuyan kişinin davranışında bulurdu.




