11 Yaş Masalları

Güneş Saatini Uyandıran Arven

Arven, Zümrütova kasabasındaki en meraklı çocuklardan biriydi. On bir yaşına bastığı gün, dedesinden kalan küçük pirinç pusulayı cebine koyar, eski eşyaların nasıl çalıştığını incelemekten büyük keyif alırdı. Kasabanın ortasında duran güneş saatine ise özellikle hayrandı. Saat, yüz yıldan uzun süredir meydandaki taş kaidenin üzerinde duruyor, gölgesini ince bir çubuğun çevresinde gezdirerek zamanı gösteriyordu.

Ne var ki bir pazartesi sabahı gölge kayboldu. Çubuk, güneş tepede olmasına rağmen kımıldamıyordu. Fırıncı ekmeklerin pişme vaktini şaşırdı, okul zili erken çaldı, tren bekleyenler ise istasyonun önünde birbirlerine saat sormaya başladı. Kasabanın yaşlı saatçisi Mirza Usta, büyüteçli gözlüğünü takıp mekanizmayı inceledi.

“Bu saat bozulmamış,” dedi. “Sadece uyanmayı reddediyor.”

Arven şaşkınlıkla sordu: “Bir saat neden uyanmak istemez?”

Mirza Usta, pusulayı çocuğun avucunda görünce gülümsedi. “Çünkü zamanın yönünü bulmak için yalnızca dişliler yetmez. Saat, kasabanın üç kayıp dakikasını arıyor. Onları bulursan gölge yeniden yürür.”

Arven, pusulanın ibresini izleyerek önce eski değirmenin yanındaki seraya gitti. Burada sebze yetiştiren Narin Teyze, sabahları bütün işlerini aynı anda yapmaya çalışır, hiçbirini tamamlayamazdı. Arven ona yardım ederken Narin Teyze’nin yıllardır açmak istediği tohum dolabını fark etti. Dolabın içinde, üzerinde “Bir gün” yazan küçük bir kese vardı.

Narin Teyze derin bir nefes aldı. “Bunu hep erteledim,” dedi. Keseyi açıp tohumları toprağa ektiğinde pusulanın ibresi bir kez titredi. İlk kayıp dakika, beklemek yerine başlanan bir işin içindeydi.

İkinci işaret, kasabanın dar sokaklarından birinde yaşayan Cemil’e götürdü Arven’i. Cemil, her öğleden sonra gökyüzüne bakıp uçurtma yapmak istediğini söyler, fakat önce odasını toplaması gerektiğini düşünürdü. Oda hiçbir zaman yeterince düzenli olmayınca uçurtma da yapılmazdı. Arven, Cemil’le birlikte eşyaları kutulara ayırdı. Sonra renkli kâğıtlardan kanatları geniş bir uçurtma yaptılar. Uçurtma göğe yükselince pusulanın ibresi yeniden hareket etti. İkinci dakika, kusursuz zamanı beklemeden denemekteydi.

Üçüncü işaret ise kasabanın en sessiz yerinde, kullanılmayan tiyatro salonunda belirdi. Arven burada, her akşam aynı sandalyede oturan emekli oyuncu Vira Hanım’ı gördü. Vira Hanım yıllardır sahneye çıkmıyor, çünkü eski oyun arkadaşlarını özlediğini söylemekten çekiniyordu. Arven ona tiyatronun tozlu perdesini temizlemede yardım etti. Ardından kasabadaki insanlara haber verdiler. Kimi eski bir şarkı getirdi, kimi komik bir şiir, kimi de yalnızca alkışlamak için geldi.

Vira Hanım sahneye çıktığında sesi önce incecik titredi. Sonra salonu dolduran gülümsemeleri görünce çocukluğundan kalma neşeli bir oyunu anlattı. Gösteri bittiğinde herkes ayağa kalkıp alkışladı. Üçüncü dakika, paylaşılınca büyüyen cesarette saklıydı.

Arven meydana döndüğünde güneş saati hâlâ sessizdi. Mirza Usta, “Şimdi son adımı sen bulmalısın,” dedi.

Arven saat taşının üzerine baktı. İnsanlar o gün birbirlerine yardım etmiş, başlamak için beklememiş ve sevinçlerini paylaşmıştı. Fakat herkes hâlâ saatin hareket etmesini bekliyordu. Çocuk, cebindeki pusulayı çıkarıp güneş saatinin yanına koydu ve yüksek sesle konuştu:

“Zaman, bize verilen bir kutu değil. Onu ne yaptığımızla anlamlı hâle getiriyoruz.”

O anda taş çubuk hafifçe parladı. Gölge, önce bir parmak kadar ilerledi; ardından meydanın taşlarına ince, sıcak bir çizgi çizerek yoluna devam etti. Kasabanın çanları çaldı. Bu kez kimse saatin kaç olduğunu sormadı. Herkes o dakikayı gerçekten yaşadığını biliyordu.

Arven, Mirza Usta’nın yanında saatçiliği öğrenmeye başladı. Zümrütova’da ise yeni bir alışkanlık doğdu: İnsanlar her akşam, gün içinde ertelemeyip başardıkları, cesaret edip denedikleri ya da biriyle paylaştıkları bir şeyi birbirlerine anlatıyordu. Güneş saati böylece yalnızca zamanı değil, zamanın değerini de göstermeye devam etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu