Mavi Çömleğin İçindeki Salı Günü

Bir varmış bir yokmuş, takvimlerin yaprak değil de renkli tüyler taşıdığı uzak bir ülkede, Çınçınlı adında küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada günler sıradan ilerlemezmiş. Pazartesi sarı, çarşamba mor, cuma ise bal rengi olurmuş. Fakat bir sabah kasabanın takviminde salı gününün yeri bomboş kalmış. İnsanlar şaşırmış, saatler ne yapacağını bilememiş. Fırıncı ekmeği yoğururken pazartesi mi, çarşamba mı olduğunu anlayamamış; çocuklar da hangi oyunu oynayacaklarına karar verememiş.
Kasabanın en meraklı çocuğu Tümay, meydandaki eski saat kulesine bakıp, “Bir gün kaybolduysa onu aramamız gerekir,” demiş. Yanına, ceplerinde sürekli misket taşıyan neşeli kirpi Pıtırcık’ı almış. İkisi, belediye arşivindeki haritaları incelemiş. Haritaların birinde, “Günler bazen unutulmaz, bazen saklanır,” yazıyormuş. Altında da mavi bir çömlek resmi varmış.
Tümay ile Pıtırcık, çömleği bulmak için kasabanın dışındaki Gülümseme Ovası’na gitmiş. Ovada çiçekler açmak yerine küçük kahkahalar çıkarıyor, rüzgâr da ince bir ıslıkla şarkı söylüyormuş. Yolun ortasında yaşlı bir kaplumbağa durmuş. Adı Mırmır’mış ve sırtında kocaman bir pusula taşıyormuş. Pusulanın ibresi kuzeyi değil, insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeyi gösterirmiş.
“Mavi çömleği arıyorsanız,” demiş Mırmır, “önce üç küçük iyiliği tamamlamalısınız. Çünkü kaybolan gün, yalnızca onu özleyenlere görünür.” Tümay hemen kabul etmiş. İlk olarak, dikenli çalının arkasında sıkışmış bir kelebek bulmuşlar. Pıtırcık dikenleri dikkatle yana itmiş, Tümay de kanadındaki tozları üfleyerek kelebeği özgürlüğüne kavuşturmuş. Kelebek, teşekkür etmek için onlara gümüş renkli bir pul vermiş.
İkinci iyilik, susuz kalmış bir değirmenci kuş içinmiş. Kuş, yuvasına su taşıyamıyormuş; çünkü gagasında taşıdığı küçük kabın kulpu kırılmış. Tümay kendi kurdelesini çıkarıp kabın kulpunu bağlamış. Pıtırcık da yakındaki dereye giderek kabı doldurmuş. Kuş suyu yuvasına götürünce değirmen kanatları yeniden dönmeye başlamış. Kanatların çıkardığı ses, “Teşekkür ederim,” diye fısıldıyormuş.
Üçüncü iyilik ise en zor olanıymış. Ovanın sonunda, tek başına oturan bir bulut varmış. Bulut, bütün gün yağmur yağdırdığı için kimsenin onu oyunlarına çağırmadığını sanıyormuş. Tümay onun yanına oturup, “Bazen herkesin biraz dinlenmeye ihtiyacı olur,” demiş. Pıtırcık da misketlerini bulutun önüne dizerek ona gökkuşağı oyunu öğretmiş. Bulut öyle sevinmiş ki, içinden üç damla değil, pırıl pırıl üç yıldız düşürmüş.
Üç iyiliğin armağanları birleşince Mırmır’ın pusulası titremeye başlamış. İbre, ovanın ortasındaki kocaman ayçiçeğini göstermiş. Tümay çiçeğin yapraklarını aralayınca toprağın altında mavi bir çömlek bulmuş. Çömleğin kapağında küçücük bir kilit varmış. Gümüş pul anahtar olmuş, kuşun teşekkür sesi kilidi açmış, yıldızlardan biri de kapağın üzerine ışık tutmuş.
Çömleğin içinden yumuşacık bir salı günü çıkmış. Gün, küçük mavi bir kuş biçimindeymiş ve korkuyla kanat çırpıyormuş. Tümay onu avuçlarına alıp, “Seni kimse unutmak istemedi. Bize geri dönebilirsin,” demiş. Salı kuşu kasabaya doğru uçmuş. Ardından gökyüzü maviye boyanmış, saatler neşeyle çalmış, fırıncı ekmeğine tarçın serpmeyi hatırlamış.
O günden sonra Çınçınlı’da her salı günü insanlar birbirlerine küçük bir iyilik yapmaya başlamış. Tümay ise mavi çömleği meydanın ortasına koymuş. Çömlek artık boşmuş ama ne zaman biri yardım etse içinden hafif bir şıngırtı gelirmiş. Pıtırcık bunun, kaybolmayan güzel günlerin sesi olduğunu söylermiş. Tümay de gülümseyerek, “Demek bazı günler bulunmaz; iyilikle yeniden kurulur,” dermiş. Böylece kasabada her gün, biraz salı sevinci taşımış.




