Bebek Hikayeleri

Bir Ninniye Sığan Sabah

Geniş pencereli, sarı perdeli küçük bir evde Lale adında neşeli bir bebek yaşardı. Lale’nin yanağında, gülümseyince ortaya çıkan minicik bir gamze vardı. Her akşam annesi onu yumuşacık battaniyesine sarar, babası da odanın köşesindeki tahta kuşu kurardı. Tahta kuş, her gece aynı tatlı ezgiyi çalardı. Ezginin son notasında Lale gözlerini kapatır, rüyasında papatya tarlalarında gezinirdi.

Bir sabah Lale, odasına vuran güneş ışığıyla uyandı. Fakat bu sabah evde alışılmadık bir sessizlik vardı. Tahta kuşun ezgisi duyulmuyor, mutfaktan gelen kaşık şıkırtıları bile sanki pamukların arkasından geliyordu. Lale önce şaşırdı, sonra yatağında doğrulup küçük ellerini birbirine vurdu. Annesi içeri girdiğinde Lale, pencereyi göstererek “Da!” diye seslendi.

Annesi onun ne anlatmak istediğini hemen anladı. “Sabahın sesi kaybolmuş gibi mi?” diye sordu. Lale başını salladı. O sırada pencerenin önüne gümüş kanatlı, tombul bir serçe kondu. Gagasının ucunda saydam bir iplik parlıyordu. Serçe, ipliği yere bırakıp üç kez öttü; ancak sesi çıkmadı. Sonra kanatlarını açarak koridora doğru uçtu.

Lale, annesinin elinden tutup serçeyi izledi. Koridorun sonunda, duvarın dibinde küçücük bir kapı fark ettiler. Bu kapı daha önce orada yoktu. Üzerinde “Sessiz kalan sesleri dinleyenlere” yazıyordu. Annesi kapıyı araladığında karşılarına evin içinden çok daha büyük görünen, ışıklı bir bahçe çıktı. Bahçede renkli minderler, yuvarlak taşlar ve dallarında minik çanlar sallanan ağaçlar vardı.

Serçe, Lale’yi ilk olarak mor minderlerin yanına götürdü. Minderlerin üzerinde üç oyuncak oturuyordu: tahta bir tren, örgü bir tavşan ve tek kulağı eğri bir fil. Üçü de neşeli görünmeye çalışıyor ama içlerinden biri konuşmaya başlayınca öteki ikisi hemen ses çıkarıyordu. Lale onların yanına oturdu. Elini kalbine koyup sessizce bekledi.

Bir süre sonra örgü tavşan, “Benim düğmem düştü,” dedi. Tahta tren, “Benim tekerleğim dönmüyor,” diye ekledi. Eğri kulaklı fil ise “Kimse beni dinlemiyor,” diye fısıldadı. Lale, oyuncakların sözlerini bitirmesini bekledi. Sonra annesiyle birlikte düğmeyi aradı, tekerleği yerine taktı ve filin kulağını nazikçe düzeltti. Bahçedeki ilk çan o anda hafifçe çınladı.

Serçe bu kez onları yuvarlak taşların bulunduğu yere götürdü. Taşların her birinde farklı bir duygu resmi vardı: sevinç için güneş, merak için yıldız, özlem için küçük bir bulut, huzur için de uyuyan bir ay. Bahçenin ortasında, içi boş bir taş duruyordu. Serçe, Lale’nin avucuna minicik bir ışık bıraktı.

Annesi, “Bu taş ancak güzel bir duygu paylaşılınca parlar,” dedi. Lale düşündü. Sonra annesine sarıldı. Annesi de onu kucağına alıp yanağından öptü. İkisinin arasındaki sıcaklık, boş taşın içine doldu. Taş önce pembe, sonra altın rengine dönüştü. Dallardaki çanlar birer birer ses verdi. Yine de evin sabah ezgisi tamamlanmamıştı.

Serçe, bahçenin en uzak köşesindeki beyaz ağacı gösterdi. Ağacın altında, minicik bir kutu duruyordu. Kutunun kapağında bir not vardı: “En yumuşak ses, herkes sustuğunda duyulur.” Lale annesinin kucağına oturdu. Annesi ona günün telaşını değil, sevgiyle geçecek küçük anları anlattı: birlikte kahvaltı etmeyi, oyuncakları toplamayı, öğleden sonra güneşin altında dinlenmeyi ve akşam yeniden ninni söylemeyi.

Lale, annesinin sesini dinlerken gözlerini yavaşça kapattı. Tam o sırada kutu açıldı. İçinden ne altın ne de mücevher çıktı; yalnızca incecik bir ninni yükseldi. Bu ninni, annenin sesine, babanın gülüşüne, oyuncakların sevincine ve Lale’nin sakin nefesine karışıyordu. Serçe de ona katıldı. Bahçedeki her çan, aynı melodinin başka bir notası oldu.

Lale gözlerini açtığında kendini yeniden odasında buldu. Tahta kuş çalışıyor, güneş sarı perdelere bal rengi ışıklar bırakıyordu. Annesi yanında, babası kapının eşiğindeydi. Lale ellerini uzatıp ikisine birden sarıldı. O günden sonra evde bir ses kaybolduğunda herkes önce durup birbirini dinledi.

Akşam olduğunda Lale yatağına uzandı. Tahta kuş ninnisini çalarken pencerenin önündeki serçe bir kez öttü. Bu kez sesi, yeni doğan bir sabah kadar berraktı. Lale gülümsedi ve anladı: Bazen en güzel ezgi, sevgiyle dinleyen kalplerin arasında doğardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu